31 Aralık 2009 Perşembe

Cingıl Belz!


Uzun Uzun Yazamayacağım bugün.Akşam için hazırlık yapıyorum bir yandan. 2009 pek benim yılım değildi üzüldüm,kırıldım,hayalkırıklığına uğradım ama 2010 için umutluyum. Artık peşinden gidersen bütün hayallerin gerçekleşeceğine inanıyorum.2010 hepinize şans getirsin diyor kulağımda cingıl belz melodisi kırmızı ojelerimi sürmeye gidiyorum :)

İyi Yıllar...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Kış Etkinlikleri

Şimdiden söyleyeyim bu yazımda yok yok... Film önerisi,Kitap önerisi, Yeni mekanlar yeni lezzetler,indirim haberleri,en son sergiler... "Kış çok sıkıcı, mutsuzum ,depresifim!" diye söylenmeyi bırakıp kendimi dışarı attım :)

1) Türk Filmi Patlaması:

Bu aralar bir Türk Filmi patlaması yaşanıyor ve çoğu şaşırtıcı derecede başarılı bence.İsmini bile anlamadan gittiğim Vavien filmi izlediğim en ilginç Türk filmlerinden biriydi. Vavien diyince, romantik fransız filmleri tadında birşey beklediğimi itiraf etmeliyim ancak Vavien bir elektrik sisteminin adıymış :) Filme girerken yine bir Burhan Altıntop izleyip izlemeyeceğimi merak ediyordum maalesef korktuğum başıma geldi. Burhan karakteri Engin Günaydın'ın üzerine yapışıp kalmış ne yazık ki. Binnur Kaya'ya gelince Bir kez daha beni kendine hayran bıraktı bir kadın bu kadar mı doğal bu kadar mı gerçek olur. Kocasına aşık, yemek yaparak ilçesine yardım etmeye çalışan, saf, bir güzel sözle yüzünde güller açan Sevilay karakterini canlandırıyor Binnur Kaya...Filmi izlerken Binnur Kaya'nın oynadığı karakterleri gerçekten yaşadığını düşündüm...Tavırları,mimikleri tam anlamıyla muhteşem... Vavien bir başyapıt olmasa bile kesinlikle izlenmeye değer...

2)Gülse tarzı Mizah:


Haftasonu aktivitelerimden biri Gülse Birsel'in yeni kitabını okumaktı. "Velev ki Ciddiyim!" Gülse Birsel'in diğer kitapları gibi yaşam yazılarından oluşuyor.Ancak bu kez korkmadan siyasilere küçük taşlar atmış çok da iyi yapmış :) İçten ve samimi diliyle sizi alıp götürecek zaman zaman da kahkahalar attıracak bir kitap, çerez niyetine bir günde okuyabilirsiniz...


3)Akıllı Alışveriş :
Bu aralar alışveriş konusunda kendimi kaybettim. İndirimler insanın aklını başından alıyor. Mango'da indirimin %70 e ulaştığının haberini duyar duymaz koştum :)Bu arada kuşlar bana Zara'nın Yılbaşından hemen sonra indirime gireceğini söyledi.Bu aralar biraz şımarıklık yapmanın tam zamanı.

4)Alışveriş Sonrası Keyfi:

Mağazaların içinde kendimizi kaybettikten sonra Gloria Jeans'te biraz soluklandık. Yeni denediğim Karbeyaz'ı çok sevdim. Hindistan cevizi ve beyaz çikolatadan oluşan sıcak içeceğin tadı Malibu'yu andırıyor.Kışın favorisi olmaya aday. Yalnız Kreması biraz fazla kalori açısından tam bir bomba :)))

5) Çin Yemeği Harikası:Küçükken filmlerde görünce falan çok özenirdim "Hey dostum bu gece sadece çin yemeği sipariş edip film izleyelim" derlerdi nedense o kutunun içindeki makarna bana çok farklı gelirdi. Televizyondaki aileler çin yemeği yiyip , geç saatlere kadar film izliyorlar ama annen bamya pişirmiş :) Noodle hayranlığım bunradan geliyor olabilir:P Gerçi Amerika'da çinli çok çin yemeği ucuz buradaki fahiş fiyatlara satılmıyor :) işte tam bu noktada Cihangir NU NOODLE ile tanışıyorum. Cihangir'deki bu küçücük dükkan harikalar yaratıyor, ben klasiklerden vazgeçemediğim için tatlı ekşi soslu, tavuklu noodle tercih ettim ama Jumbo Karides ve istiridye soslu Noodle'ı herkes öve öve bitiremiyor. Siteye göz atmak istersenizBUYRUN bakalım evlere servisleri de var.



6)Islak Günler:

Uzun zamandır sergilerden uzak kalmıştık ki yolumuz Teşvikiye Sanat Galerisine düştü.
Islak Günler oldukça sıradışı bir sergi Türk çağdaş sanatının 14 sanatçısını bir araya getiren sergi suyun eğlenceli halini gözler önüne seriyor. Merak edenler mutlaka ziyaret etsinler. Sergi 16 Ocak'a kadar Teşvikiye Sanat Galerisinde...

Kim demiş Kış sıkıcı diye hadi bakalım çıkın battaniyelerin altından :)

24 Aralık 2009 Perşembe

Bıdı Bıdı Bıdı...

Bizim ailenin garip bir enerjisi var, genetik olduğunu düşünüyorum... Şöyle ki; babam 52 yaşında, haftanın bir günü fotoğraf kursuna, bir günü salsaya , bir günü folklere giden, bunun yanında bahçesinde sebze yetiştiren ve tavukları olan bir insan.Ve hayır babam emekli falan da değil haftanın 5 günü çalışan bir memur! Kardeşim resim yapıyor bunun yanında yıllarca voleybol ve halk danslarıyla ilgilendi, annem takı tasarımı öğreniyor. Bende bir numara yok!!!Annem hep "Senin bütün enerjin çenene gidiyor", der,haklı galiba.

Küçüküğümden beri konuşmak konusunda bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahibim. Sadece konuşmak olsa iyi konuşmak,şarkı söylemek, hikaye anlatmak,Bir coşku bir enerji sormayın gitsin. Bazen insanları yorduğumu hissediyorum konudan konuya atlıyor oluşum pek çok insanı çileden çıkarabiliyor şöyle ki ;

Biliyormusun mangoda indirim başlamış, çok geç girdi bu sene indirime, ay bu arada bu kahve buz gibi, geçenlerde Figen'le bir türk kahvecisi keşfettik şahane, Figen'ide göremiyorum ne zamandır sınavları falan var herkes meşkul ,koşturup duruyor kahve soğuk ama fena değilmiş bu arada...

Çok feci değil mi ? :)

Arkadaşlarım alışkın bu duruma ama yeni tanıştığım biri için tenis maçı izlemek gibi oluyor ne yazıkki sohbetim.Genelde yakın arkadaşlarım da konuşkan insanlar olduğu için onlar etkilenmiyor bu durumdan kendimiz çalıp kendimiz oynuyor gibiyiz.Ama bu durum ilişkilere geldiği zaman değişiyor. Elbette hoşsohbet, konuşkan insanları seviyorum ama benden çok konuşanları değil:)

Bir keresinde tiyatrocu bir çocukla yemeğe çıktık herkes çok iyi anlaşacağımızdan, birbirimiz için yaratıldığımızdan emindi.Ama çocuk gece boyunca o kadar çok konuştu ki bir türlü araya giremedim.

-Buranın ambiyansını çok seviyorum arkadaşlarla hep geliriz, en çok da makarnasını seviyorum.

-Eee evet bende makarnayı çok sev...

-Ama italya'da bir makarna yemiştim hiç unutamam adamlar biliyor işi.Hiç italya'ya gittinmi?

-Şeyy gitmedim ama çok merak edi...

-Aaa mutlaka gitmelisin eşsiz bir yer. O ambiyans, o yapıtlar tarih akıyor her yerinden.Bence Avrupa'nın her köşesinden sanat akıyor ....................

-Mia iyi misin kıpkırmızı oldun?

-İyimiyim ?Harikayım sadece o Avrupa başına yıkılsın istiyorum. Aaaa bu ne böyle car car bi sus ben konuşcam iki dakka ne çene varmış ya!


Diyemedim tabi, "Makarna biraz acıymış ondan" dedim içimden o makarnayı kafasına atmak geçse de yapmadım. Ayıp :)

Sonra da bir daha görüşmedim çocukla tabi anlamadı neden olduğunu şimdi burayı okuyorsa öğrendi ama napalım, iki tarafta çok konuşunca yorucu bir hal alıyor güzelim sohbet:)

İki cambaz bir ipte oynar mı? oynamaz :)Sanırım en iyi kombinasyon, çok konuşan bir kadın, iyi dinleyici bir erkek :)))

Gününüz Güzel Geçsin Az Çalışın, Çok Para Kazanın :)

23 Aralık 2009 Çarşamba

Twitter Twitter...


Biraz Geç de olsa sonunda Twitter'dayım, Bir selam vermek isterseniz ya da iki muhabbet edeyim şu kızla neymiş ne değilmiş derseniz ;
TIKLAYIN bakalım... :)

22 Aralık 2009 Salı

Siyah Oje Forever :)




Biz kadınlar erkeklerin sevmediği her türlü şeye bayılıyoruz :) XL gözlükler, Ugg botlar, Kürklü yelekler vs, vs diye uzayıp giden bir liste yapmamız mümkün! Siyah Oje de bunlardan biri.Erkek arkadaşlarımdan "sürme şunları". diye yüzlerce uyarı almama rağmen, siyah ojelerimden vazgeçmeyi düşünmüyorum. Bence kısa tırnakta çok asil duruyorlar. Sinem benden siyah oje önerisi istemiş. Buyrun bakalım benim en sevdiğim 3 siyah oje...



1)Chanel Satin Black: Ojelerin şahı diyebilirim, rengi, dokusu mükemmel ayrıca hemen kuruyor.

2) E.l.f: E.l.f markasıyla yeni tanışmama rağmen çok sevdim, rengi tam istediğim gibi mat siyah.

3)O.p.i : Mat oje seviyorsanız opi'yi kesinlikle tavsiye ederim. Ben e-bay'dan almıştım ,Türkiye'de Sephora'da bulabilirsiniz.

Gününüz Güzel Geçsin :)

20 Aralık 2009 Pazar

R.I.P Brittany Murphy !!!



Ünlü Oyuncu Brittany Murphy; Bu sabah Geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etti.

Son zamanlarda çok zayıflayan ve tabi ki çoğu Hollywood yıldızı gibi uzun süredir uyuşturucu kullanan,Murphy'nin 32 yaşında kalp krizi geçirmesi şaşırtıcı değil. Yine de genç yaşta aramızdan ayrılmış olması üzücü.

Umarım Amy Winehouse, Lindsay Lohan, Kate Moss ve bir çok Hollywood yıldızının sonu aynı olmaz...

Rest in Peace Brittany...

Yılbaşında Tombala Oynamanın Değeri: Paha Biçilemez!


Herkesi bir yılbaşı heyecanı almış gidiyor.Sürekli yeni yılın neler getireceğine dair sohbetler dönüyor. Bende ayak uydurmak için ehe ehe yeni yıl güzel bir şey,yaşasın yeni yıl ,hoşçakal eski yıl falan diye geziyorum. Oysa ki alakam yok :)

Galiba bu tarz şeyler aileden geçiyor... Yeni yılda ağaç süslenen bir ortamda büyüdüğümü söyleyemem. Babam hep fazla gerçekçi oldu, yılbaşında christmas temalı bir film izleyip, "babaaa noel baba bizede gelir mi?" diye sorduğumda aldığım cevap; "hayır kızım gelmez, o hristiyanların bayramı, biz kurban bayramını kutluyoruz" oldu :) Bir tarafta kırmızı kıyafetli, beyaz sakallı bir noel baba, bir yanda koyun ! Eee koyun bana hediye getirmiyorki, bir numarası yok. Gerçi noel baba da getirmiyor, ee biz müslümanız diye mi gelmiyor? din mi değiştirsem, hristiyan olmak için ne yapılıyordu acaba? sanırım şu kare şeklindeki kolyeden takarsam hristiyan olurum:) diye düşünceden düşünceye savrulmuştum o günlerde. Sonra yaş büyüdükçe kurban bayramınında etleri hop hop yutup Christmas'ı falan unuttum tabi :)

Diğer yılbaşları da evde kuruyemiş eşliğinde iki küçük kardeşimle tombala oynayarak geçti O tombalada şöyle oynanırdı;

-Evettt çekiyorum 23.

-Heyy birinci çinkoo!!!

-Durun benimki 5. çinko,hatta 7. çinkoooo!!!

-Oğlum ben zaten tombala yapmıştım seni kandırdım ki!

-Mızıkçısınız işte"

-Sen hem mızıkçı, hem de aptalsın"

-Hii aptal dedii, anneeee mia bana aptal dedieeee"

Bu şekilde oynanan oyunun sonunda 3 kardeş güzelce birbirimize girişir. Aptal diyenin ağzına babam biber sürer , sonrada tekrar kardeş kardeş tombala oynardık.

Bugün kardeşim yılbaşında ne yapıyorsun diyince bunları düşündüm, "Gel tombala oynayalım, istediğin kadar çinko yap!" demek istedim...

Büyümek tuhaf birşey. Ben yine eskisi gibi yılbaşında patlayana kadar kuruyemiş yemek , 10-9-8 diye geri saydıktan sonra tam yeni yılda kardeşimin ensesine vurup "ehehehe tam yeni yılda vurdum bütün yılın benden dayak yiyerek geçecek" diye saçma espriler yapmak istiyorum :))

19 Aralık 2009 Cumartesi

Yağmurlu Bir Hafta Sonu Planı;AVATAR 3D


Uzun zamandır Avatar filminin gelmesini bekliyordum. Genelde Böyle heyecanla beklediğim filmleri ilk gün izlemek nasip olmaz bana:) Bu yüzden Avatar gibi herkesin merakla beklediği bir filmi, gösterime girer girmez izleme umudum hiç yoktu. Ama bir mucize oldu ve dün gece 00:15 seansına bilet bulduk :)

Arkadaşım Çağrı ile patlamış mısırımızı alıp, çirkin 3d gözlüklerimizi taktıktan sonra girdik salona...

Film Navi topluluğunun yaşadığı Pandora adlı gezegende geçiyor. Bu gezegendeki zenginlikleri kullanmak isteyen insan ırkı, bölgeyi ele geçirmek için Navi halkını bölgeden göndermeye çalışıyor. Bunun için de yarı felçli olan savaş gazisi Jake Sully, kendisinin klonu bir Navi'ye bağlanarak halkın içine karışmaya ve onların güvenini sağlamaya çalışıyor. Ancak işleri planlandığı gibi gitmeyen Jake gün geçtikçe kendini navi halkına daha yakın hissediyor ve onları korumak için insan ırkıyla amansız bir mücadeleye giriyor.Konu kısaca böyle...

Filmdeki doğa manzaraları beni gerçekten çok etkiledi. 3d olarak izlendiğinde sanki ormanların içinde yürüyor, şelalelerin içinden geçiyor gibi hissediyorsunuz. Daha önce izlediğim 3d filmler gözümü yorduğu için pek hoşlanmamıştım.Ama bu kez 3 saat boyunca bir an bile kendimi filmden alamadım, gözlerim hiç yorulmadı!Filmdeki espriler oldukça hoş ve yerindeydi. Yalnız filmden sonra arkadaşımla uzun bir süre Navi halkının diliyle dalga geçtik zira Navi dili, "hööösstt!" ve "hööyt!" kelimelerinden oluşuyor. Zılgıt atan Navi kadınları da ayrı bir konu :)

Filmi kesinlikle çok sevdim, bu yağmurlu haftasonunda ne yapacağım diye düşünüyorsanız Avatar'ı görmenizi tavsiye ederim...

Ps: Filmden önce dağıtılan 3D gözlüklerin çıkışta neden toplandığını anlayamıyorum. Ne yapacaksın o gözlüğü demeyin :) Madem gözlükleri geri alıyorlar o zaman niye bilet alırken ayrıca gözlük ücreti veriyoruz? :)

Keyifli Bir Hafta Sonu Geçirmeniz Dileğiyle...

15 Aralık 2009 Salı

Aşık Oldum !



Herkes Yılbaşında Ne giyeceğine karar vermeye çalışıyor. Ben yeni birşey almayı planlamıyordum ama bugun Topshop'ta bu elbiseyi görür görmez aşık oldum...

Yılbaşında ne giysem diye düşünenler için güzel bir alternatif olabilir. Elbisenin nasıl durduğunu merak ediyorsanız bakın Laguna Beach hatunu Kristin Cavallari giymiş çok da güzel olmuş.



13 Aralık 2009 Pazar

Noel Baba'ya Açık Çağrı!

Sevgili Noel Baba Bu yılki isteklerim bunlar... "Bazılarına abartmışsın ama Mia!" diyebilirsin... Olsun ben yine de şansımı deniyorum... Bu yıl Bu Bebeklerin Hepsi benim olsun, :)


1) Topshop Leather Thigh Boot
2) NARS Super Orgasm Blush
3) Blackberry BOLD
4) Vespa LXV 50 2T
5) Burberry London trenchcoat
6) Bulgari Blu ll
7) Chanel Blue Satin Nail Polish

12 Aralık 2009 Cumartesi

Ayrılık Ve Köfte !


Ayrılık zor bir şey...

Alıştığın bir şeyden kopmak , bir şeye sevindiğinde onu arayamamak , tekrar elini tutamayacağını bilmek falan filan :) Kısacası ayrılık can yakar. Ama en büyük sıkıntı sizde kalan eşyaların ne olacağıdır. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Zaten sizde kalan saçma geyikli kazağı bir başkası ne yapsın :)

Ya da sizde kalmış kitapları vardır "Aa bak ayrıldık üstüne yattı kitapların" demesin dersiniz. Ama şimdi "bi yerde buluşalım, kitapların bende kalmış" demek olmaz, ezik görünürsünüz. "Aaa bak barışmak istiyor buda bahanesi diye düşünür" dersiniz. Haklısınız çünkü düşünür :)

Ama benim gibi kitaplarını kapıya bırakayım ordan alırsın derseniz ve karşılığında lütfen bir kahve içelim, sana söylemek istediklerim var, aşığım sana, öldüm üzüntümden, sensiz yapamıyorum ühüüüü cevabını beklerseniz alacağınız cevap ancak "Kapıya bırakma yandaki köfteciye bırak!? ben oradan alırım" olur :)

Köfteci!

İşte bu tam olarak beklentiler ve gerçekler durumudur.

Hayat çok acımasız:)

Gidip 3 tabak Köfte Yiyeceğim...

9 Aralık 2009 Çarşamba

E.L.F Alışverişim


E.L.F markasını bloglarda gördüğümden beri çok merak ediyordum. 27 Aralıkta ücretsiz gönderim fırsatlarını duyar duymaz siteye dalıp ilk E.L.F alışverişimi gerçekleştirmiş oldum.

İlk başta ürünlerin bu kadar ucuz olması (ürünlerin herbiri sadece 1,5 sterlin) içimde şüpheler uyandırsa da diğer blogger arkadaşların güzel yorumlarını dikkate alarak gözümü karartıp sipariş verdim :) Bugün elime ulaşan ürünlerden çok memnun kaldım özellikle ojeler harika, Bir dahaki siparişimde Dark Navy rengini mutlaka alacağım. Elime ulaşan allık fırçası gerçekten beklentilerimin üzerinde bir kalitede ama diğer studio fırçalarının çok daha güzel olduğunu duydum. Bir dahaki ücretsiz gönderim kampanyasında Fırçaların hepsinden birer tane almayı düşünüyorum.Ayrıca resimde gördüğünüz iki parlatıcı da hediye.CRM anlayışları takdire değer :)

E.L.F benden geçer notu kaptı :) Gönül rahatlığıyla sipariş verin derim :)

7 Aralık 2009 Pazartesi

Nerede Eski Amcalar?


Seyahat etmeyi çok severim. Mesafenin önemi yoktur ,yolculuk sözcüğü bile mutlu olmama yeterlidir. Bu yüzden ne zaman moralim bozulsa bir yerlere kaçma isteği duyuyorum. Bu hafta sonu da Kocaeli’ye orada okuyan arkadaşlarımın yanına gittim. Kocaeli'ye seyahat mi olurmuş? demeyin trene biniyorsan ve yanına yaşlı bir teyze yada amca binip sana bisküvi ikram ediyorsa onun adı bal gibide seyahattir.

Trene binip yerime yerleşiyorum.Merakla bekliyorum yanıma kim oturacak diye.İşte bir amca:) Ben o sırada simit alıyorum yanımdaki amcaya ikram edeceğim sonrasında ne güzel ,diyalogtan diyaloğa atlayacağız. 2 saatlik yol hemencecik bitecek...

Planım tam olarak bu...

-Amcacığım simit alır mısınız biraz ?

-Aaa çok teşekkür ederim kızım alırım tabi.

-Rica ederim…

Eee normalde olması gereken amcanın bana "nerelisin kızım sen bakayım?" diye sorması değil mi? Sormuyor sessizce simidini yiyor adamcağız. Bekliyorum, bekliyorum yok konuşmayacak…

-Amca yolculuk nereye?

-İzmit’e evladım!

"……"

Bu ne biçim amca diyorum içimden. Normalde bu amcanın "izmite gidiyorum, kızım orada, eşim vefat etti 5 yıl önce bende eskiden subaydım hey gidi günler" diye anıdan anıya koşması gerekiyor. Yok! Amca çok cool, gayet net cevaplar verip bana hiç soru sormuyor. Elimde simit etrafıma bakıyorum bende, sıkıntıdan resmen rolleri değişmişiz gibi ben yaşlı teyze , o ise benimle konuşmaktan kaçan genç…

Sonra başka bir teyze biniyor trene ama ayakta kalıyor. Hemen yer veriyorum. Sağol kızım diyip oturuyor.

"Sağol Kızım…!"

"Eee…"

"Senin gibi gençler kalmadı herkes kendini düşünüyor … Bacaklarımda tutmuyor artık Allah razı olsun kızım demen lazımdı teyze senin… Sen böyle şeyler söyleyecektin bende kendimi kahraman gibi hissedecektim .Yada en azından yolculuk nereye, baban ne iş yapıyor falan de!

Ben mi çok insan canlısıyım anlamıyorum ki…Herkesle konuşmak, kaynaşmak istiyorum bu nasıl iş!

Büyük ihtimalle yaşlanınca toplu taşıma araçlarının korkulan teyzesi olup herkesin başının etini yiyeceğim… O zaman kaçmayın benden çok acayip maceralarım vardır… Dinlemeye doyamazsınız, Hem bisküvi bile ikram ederim ki size :)

4 Aralık 2009 Cuma

Kendini Bulmak İsteyenler İçin Serdar Özkan- Kayıp Gül


Bu aralar garip bir dönemdeyim.Hayatımda herşey harika gitmesine rağmen üzerimde sebebini bir türlü anlayamadığım bir duygusallık var. Bu yüzden pek yazmıyorum sadece okuyorum.Bu bir kaç ay içinde aklımda olan bir seyahati gerçekleştirmek,spora vakit ayırmak ve okumaya fırsat bulamadığım kitapları okumak istiyorum.

Her neyse ruh halimi anlatmayı bitirdiğime göre iki gündür elimden düşürmediğim bir kitabı paylaşmak istedim :) Eminim bu aralar Serdar Özkan ismini mutlaka bir yerlerde duymuşsunuzdur, Kendisi Kayıp Gül isimli romanın yazarı. D&R da kitaplar arasında gezerken bu kitabı alıp almamak konusunda çok kararsız kaldım, nedense öykü ilk başta bana çok klişe geldi.Ancak daha kitabın ilk sayfalarından itibaren bu önyargım uçtu gitti.Kitap Kayıp ikiz kardeşini aramak için San Francisco'dan İstanbul'a gelen Diana'nın ilginç hikayesini anlatıyor.Diana'nın büyüleyici yolculuğu sırasında satır aralarında hayatınızı etkileyecek ve sizi yönlendirecek öyle hayat dersleri buluyorsunuz ki, sanki "aslında hayat çok basit ve sadeymiş sadece ben karmaşıklaştırıyormuşum" diyorsunuz.

Lise yıllarında Simyacı'yı okuduktan sonra hayatımla ilgili büyük kararlar vermiştim. Üzerinden tam 6 yıl geçti dün gece Kayıp Gül'ü okudum ve yine hayatımı değiştirecek kararımı verdim.

Başkalarının onay ve takdirlerini kaybetmemek için sürekli onların beklentilerine cevap vermek zorunda kalıyordum.Ben artık ben olmaktan çıkıp başkalarının istediği ben olma yolunda hızla ilerliyordum.Bir başkası olma yolunda...

Ama bir süre sonra düşlerimi değil de ,başkalarının benim adıma seçtiği hayatı yaşayarak mutlu olamayacağımı anladım.Bu gerçeği anlamamı sağlayan yine sesi her geçen gün daha az duyulur hale gelen kalbim oldu....(Serdar Özkan'ın Kayıp Gül'den adlı romanından alıntı)


Ben yazı yazmak istiyorum. Nasıl olur ne kadar zamanda olur bilmiyorum ama bir şekilde hayatından , yaptığı işten mutsuz insanlardan olmak istemiyorum...

Yazmak istiyorum... Sadece Yazmak...

Teşekkür ederim Serdar Özkan :)

Düşler Gerçekleşecek Olanın Mayasıdır...

1 Aralık 2009 Salı

Sıcacık Kulaklar, Kesintisiz Müzik Keyfi !



Sizde benim gibi bir müzik tutkunuysanız,Kışın kulaklarınızı sıcacık tutarken aynı zamanda size kesintisiz müzik zevki yaşatacak Neff'in örgü işlemeli kulaklıklarına bayılacaksınız.

Kaykay, surf ve snowboard tutkunlarının yakından tanıdığı markanın piyasaya sunduğu bu güzellikler Amerika'da 42$'dan satışa sunulmuş.Türkiye'ye gelene kadar üç kış gelip geçeceği için Amerika'ya yolu düşenlere sipariş vermek en akıllıca çözüm gibi görünüyor :)



30 Kasım 2009 Pazartesi

1. Uluslararası İstanbul Dövme Festivali



Vücudunda dövme taşıyan insanların herzaman kendine güvenen ve özgür ruhlu insanlar olduğunu düşünmüşümdür.

Dövme yaptırmak öyle birşey ki bir tane yaptırdıktan sonra kesinlikle bi tane daha, sonra bir tane daha istiyorsunuz. Yani tam anlamıyla bağımlılık yapıyor.

Dünyada dövme sanatı pek çok etkinlikle desteklenirken Türkiye'de dövmenin pek çok kesim tarafından hala bir tabu olarak görüldüğünü düşünecek olursak İstanbul bu sene gerçekten farklı bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor."Tattoo Convention"

4 -5 -6 Aralık tarihleri arasında The Hall'de gerçekleşecek olan organizasyona, Türkiye’den 60’ a yakın dövme sanatçısı katılacak ayrıca Polonya’dan Victor Portegual, İspanya’dan Punko ve David Gimenez gibi dünyanın başarılı dövme sanatçıları da festivalde boy gösterecek.

Bitti mi ? Tabiki bitmedi :)

Ayrıca Festivalde rock ve alternatif müziğin sevilen isimleri 100 Derece, Deli Gömleği, Umut Kaya ve Direc-T’nin yanı sıra avangard müziğin Türkiye’deki başarılı ve önemli ismi Cem Adrian elektronik performansıyla festivalde yer alacak.

İştah açıcı görünüyor değil mi ?

Festival hakkında detaylı bilgiye BURADAN ulaşabilirsiniz...

29 Kasım 2009 Pazar

Hande Altaylı- Maraz


Yağmurlu bir pazar gününü evde kalıp, Hande Altaylı'nın Maraz romanıyla değerlendirmeye karar verdiğimi söylediğimde, arkadaşım Eylül "Amaan ne biçim kitap o bence hiçbir edebi değeri yok!" diyerek burun kıvırdı... İçimden "Sanki edebi olmayan hiçbirşeye dönüp bakmıyorsun" dedim ve kitabıma sarıldım korumak ister gibi :)

Hande Altaylı'yı "Aşka Şeytan Karışır" romanından beri severim.Edebi bir dil kullanmalıyım diye saçmalamaz,üslubu , akıcılığı ve tarzı onu okumak için yeterlidir...

Açıkçası kitabın ilk sayfaları zaten bozuk olan moralimi alıp yerden yere vurdu. Ölüm, hayal kırıklığı, ihanet kavramlarının daha önce bu kadar yoğun olarak içime işlediğini hatırlamıyorum.Kitabı bir kenara bırakıp biraz kendimi sorguladıktan sonra devam ettim okudum okudum, ve...Sonuç olarak Maraz beni haklı çıkardı...

Gerçekten derinden etkilendim.Bir kadının hayatının güzelce akıp giderken, nasıl bir anda sarsıldığına şahit oldum...

Maraz; Hande Altaylı sevenlere şiddetle tavsiye edilir, yalnız moraliniz iyiyken okuyun yoksa benim gibi sürünürsünüz :)

İyi Pazarlar...

27 Kasım 2009 Cuma

24 Kasım 2009 Salı

Lancome Cils Booster XL



Bugün büyük bir sırrımı açıklıyorum .

Mia ne güzel kirpiklerin var upuzun dediklerinde "hehe sağolun, varolun allah vergisi işte" diye böbürlenip durdum. Ama artık yalan öyleyecek gücüm kalmadı.Benim kirpiklerim uzun falan değil :)

O uzun kirpiklerin sırrı işte bu görmüş olduğunuz maskara bazı.

Kendisinin adı Lancome Cils Booster XL. Kirpiklerinize bir kat uygulayıp üzerine de Lancome Hypnose maskara, yada istediğiniz herhangi bir maskarayı sürdüğünüzde ortaya çıkan sonuç gerçekten mükemmel...

"Bir deneyelim bakalım" derseniz Sevil'de fiyatı 75 tl civarında. Ben bu kadarcık şeye 75 tl vermem derseniz de :) BURADAN 22$ a satın almanız mümkün.

Hadi bakalım uzasın kirpikler :)

22 Kasım 2009 Pazar

Barney Stinson Olmaya Çalışmak!


Asmalı Mescit'te oturmuş arkadaşımı bekliyorum. Zaten zar zor yer bulmuşum, her yer kalabalık üzerimde bir gerginlik. Kumral, sırıtkan bir çocuk yanıma yaklaşıyor ,karşımdaki sandalyeye oturuyor aceleyle ve soruyor

"Benimle tanışmışmıydın ?"

"Ha?!"

Doğru mu duydum?

Bu How I Met Your Mother'daki efsane soru "Haaaave You Met Me?"'nin araklaması mı ?

Çocuğa bakıp ilk şaşkınlığımı üzerimden attıktan sonra "Tanışmadık , zaten bu antipatik barney taklidinden sonra da tanışma ihtimalimiz kalmadı" diyorum.Kalkar herhalde diyerek cep telefonumla ilgilenmeye başlıyorum ama çocuk gaza gelmiş bi kere sanıyorki gerçekten Barney "buradaki en tatlı kız sensin" falan diyor yalana bak orda benden tatlı 20 kız var oğlum diyeceğim yüz bulur iyice diye diyemiyorum. O sırada arkadaşım geliyor ve çakma Barney "görüşürüz" diyerek kalkıyor. Sonra bu arkadaş kalkarken peçeteye yazmış olduğu numarasını masaya bırakıp gidiyor ha birde sinir bozucu şekilde göz kırpıyor. Gülsem mi gidip o numarayı Gay barlardan birinde duvaramı yazsam diye düşünüyorum En azından aptal Barney'den daha yaratıcı olurum...

Bu olayı arkadaşlarıma anlattığımda herkesin biraz Barney olmak istediğini farkediyorum... Zaten ne zaman diziden konuşmaya başlasak erkekler "aa ben aynı Barney'im" kızlar da; "Robin aynı ben canım!" diyor...

Nerde Robin'sin evlenmek için ölüyorsun, uzun ilişki göbek adın ama lafa gelince ben Robin'im :) Böyle söyleyip bozmuyorum tabiki kimseyi çünkü herkesin bir olduğu, bir de olmak istediği insan vardır. Mesela ben istanbul'da yaşayan büyük ihtimalle ilerde sabah 8 akşam 5 çalışacak kendi halinde bir kızım , ama bana sorarsanız "Domino" filmindeki Keira Knightley gibi bütün sokak dövüşlerini bilen azıcık serseri bir kız olmak isterdim.Bu Barney özentilerimiz de bu yüzden türedi işte.Aslında dünyanın en duygusal adamları önümüzde kadınların kitabını yazarım,istesem bir gece de 5 kızla tanışırım sonra da arkamı döner giderim falan diye geziyorlar. Yalan ! :)

Lütfen Daha yaratıcı olalım!

Herkes dizilerden, filmlerden bu kadar etkilenip hayatına uyarlamaya kalksaydı, evinize gelen misafirler kapı yerine şangırt diye camdan içeri girerler "Dont move , get down on your knees and pray motherfucker!" diye bağırıp ödünüzü koparırlardı :)

18 Kasım 2009 Çarşamba

Alexander McQueen WTF!


Bir varmış bir yokmuş Amerika'nın bir köyünde Alexander adında bir tasarımcı yaşarmış.

Bir gün annesi Alexander'a "Oğlum bakkala git 10 tane yumurta al börek yapacağım" demiş. Alexandar "Anne şu an meşkulum ilham gelmesini bekliyorum" demiş. Annesi Alexandar'a terlik fırlatarak "başlatma ilhamından çabuk yumurta almaya" diye fırça atmış. Söylene söylene yumurta almaya giden Alexander'a o anda ilham gelmiş. Ben yumurta gibi bir ayakkabı tasarlarım, bu ayakkabıları da bir pop ikonuna giydirir "high fashion" diye herkese yuttururum demiş. Alexander yumurta ayakkabıları tasarlamış , bunuda yıldızı parlamakta olan Lady Gaga'ya giydirmiş veee hikayenin sonunda parayı götürmüüş!

Gökten 3 elma düşmüş biri Alexander ve annesine biri Lady Gaga'ya biride bunu moda diye yiyen bize!
:)




17 Kasım 2009 Salı

Facebook Aşkları


Facebook hayatımıza girdiğinden beri özel hayat falan kalmadı.

Şimdi bunu söylüyorum diye sanmayın ki facebook hesabım yok. Elbette var ve nedenini bilmediğim bir güdüyle bir sürüde resim yüklüyorum :)

Gerçi kendimize yalandan bir dünya yaratmışız herkes en afilli fotoğraflarını koyup "bakın ne kadar şahane bir yaşamım var, ay her gün geziyorum, her gün ayrı partideyim" mesajını verme derdinde.

Benim bahsetmek istediğim konu Facebook İlişkileri;

Hergün sayfamda yeni bir haber "Ceylansu ile Mehmetcan yeni bir ilişki içerisinde. Altına yazılan yorumlar, ay şekerim hayırlı olsun, allah tamamına erdirsin diyen birbirine benzer sözler...

Ardından 1 hafta ya geçer ya geçmez bu Ceylansu kızımız büyük aşkından ayrılır. "Ceylansu artık bir ilişki içerisinde değil". Bu iletiyi de beğenenler çıkar :) Bir süre Ceylansu kızımız çoğu demet Akalın şarkılarından oluşan iletiler yazar.Eski sevgiliye mesajlar verir. Sizde bunları ister istemez takip edersiniz çünkü ana sayfanızda çat diye çıkmaktadır.

Bir süre sonra Ceylansu, Hamitcan ile bir ilişki içerisinde diye bir mesaj görürsünüz!!! Altına aynı insanlardan aynı yorumlar "hayırlı olsun bebişim bıdı bıdı" :) "Eeee Mehmetcan ne oldu?" Profil resmi değişir yeni sevgili ile bir resim yerleştirilir altına da "Senden önce kimseyi sevmedim" diye arabesk bir yorum yerleştirilir tamam!

Sonrası aynı. Bir hafta sonra Hamitcan'ın yerine Boğaçcan geçer. Bu bir kısır döngüdür, yapacak bir şey yoktur. Biz ne söylersek söyleyelim onlar aşklarını pop şarkıları eşliğinde yaşamaya devam edeceklerdir.

Bu yazıyı okuyup "ee bu kadar rahatsız oluyorsan bakma o zaman!" diyenler haklı aslında, ama teknoloji işte istemeden de olsa biryerden dalıyor hayatımıza :)

Gününüz Güzel Geçsin...

12 Kasım 2009 Perşembe

Elleriniz Üşümesin!



Herşeyden yiyip elma yanaklı bir kız olmama rağmen, kansızlık gibi anlamsız bir sorunum var. Bu yüzden kışın ellerim çok üşür bende rengarenk eldivenlerle ısıtmaya çalışırım :)

Bu sezon Accesorize'ın eldivenlerini çok beğendim.Havalar iyice soğumadan bu bebeklerden mutlaka bir çift edinin...

8 Kasım 2009 Pazar

Sadece Kadın Olmak


Hatırlarsanız Rihanna Geçtiğimiz şubat ayında sevgilisi Chris Brown tarafından resimde gördüğünüz hale getirilmişti.O zaman "Vah vah yazık" diyerek Rihanna için üzülmüştük.Ama sonrasında Rihanna sevgilisini afetti! Bir kaç gün önce Rihanna Diane Sawyer'la yaptığı röpörtajda bu olanlardan çok etkilendiğini ancak Chris'i çok sevdiği için ona geri döndüğünü, sonrasında onu örnek alan gençlere kötü örnek olmamak için tekrar ayrıldığını söylemiş...Röpörtaj sırasında Rihanna çok donuk belliki bu olay onda derin izler bırakmış...

Düşünüyorum...

Aklım almıyor...

Böylesine güzel,başarılı, seksi, istese dünyayı ayaklarının altına alabilecek bir kadının 20 yaşında bir yeniyetmeden dayak yiyip sonrasında arkasını dönüp gitmemesini, affetmesini anlayamıyorum...
Gecekonduda yaşayan, Beş çocuğu olan, dayağı kaderin bir cilvesi olarak görüp buna boyun eğmek zorunda olan bir kadından bahsetmiyoruz ki...

Rihanna Yahu!

Hani Shut up And Drive diye şarkılar söyleyen, kısacık saçlarıyla dünyayı etkisi altına alan güçlü kadın!!!

Üniversitede bir arkadaşım, erkek arkadaşıyla kavga ettikten sonra şiddetli bir tokat yediğini anlatmıştı...Sonrasında ise adam özür dilediği için kavgayı tatlıya bağlamışlardı... Duyduklarım karşısında ufak çaplı bir şok yaşadıktan sonra "Nasıl yani özür diledi diye hemen geçti mi o tokatın acısı?" dedim...

"Haketmiştim" dedi!

Bu söz üstüne ne söylenir ki. Aslında söylemek istediğim çok şey vardı ama sustum. Sustukça da kendime kızdım... Bir kere bir tokat yediyse bunun devamı elbette gelecekti hemde daha şiddetli bir şekilde... Geldide... Peki kız adamdan ayrıldımı derseniz "Çok seviyorum o kadar emek verdik bu ilişkiye" diyerek ayrılmadı...Bunu duyduktan sonra söylemek istediklerimi haykırsam bile boşa kürek çekeceğimi anladım,yormadım kendimi...Ama bir kadın olarak utandım, Bu aşk değildi düpedüz aptallıktı...

Kimseyi yargılamak gibi bir niyetim yok mazoşist eğilimlere sahipseniz o sizin bileceğiniz iş. Yediğiniz dayak üzerine ama heketmiştim,çok kızdırmıştım,çok kıskandırmıştım gibi bahaneler uyduruyorsanız oda sizin bileceğiniz iş... Ama şunu söylemek zorundayım size vuran kişi kompleksli,güçsüz, ve zavallı bir adam.. Ve siz ondan ayrılmıyor çok seviyorum masalına kanıyorsanız daha çoookk dayak yer ve ancak haketmiştim dersiniz!

Rihanna'yı düşünmeye devam ediyorum, sonuçta o da sadece bir kadın... Hepimiz kadar güçlü hepimiz kadar korkak...Ama hepimizin sahip çıkması gereken tek birşey var...

"Kadınlık Gururumuz..."

7 Kasım 2009 Cumartesi

Kafe Pi Beşiktaş Bistro


İş çıkışı yorgunluğunu atmak istiyor ama Tünel'deki Kafe Pi'nin kalabalığına tahammül edemem "aahh ahh nereye gitsem?" diyorsanız "Kafe Pi Beşiktaş Bistro" tam size göre.

Menüsü oldukça tatmin edici olan Kafe Pi'nin shot ve kokteyllerini denemenizi şiddetle tavsiye ederim. Arkadaşımın ısrarlarına dayanamayarak içtiğim Long Island'ın tadı damağımda:)

Biz geç bir saatte gittiğimiz için yemek yemedik ancak yemek menüsünün de oldukça geniş ve fiyatlarının son derece uygun olduğunu söyleyebilirim. Garsonları ise gayet güleryüzlü, ilginç saç modellerine sahip ,tatlı insanlar :)

Son olarak bu keyifli mekana gitmek isteyenler için adres; Barbaros Bulvarı Caddesi No:55/Beşiktaş...

Ps: Alkollü içki menüsünün cazibesine kapılıp abartmanız olası olduğu için şimdiden uyarayım fazla coşmayın! :)

6 Kasım 2009 Cuma

Görmemiş Gazeteye Çıkmış Vol 2 :)


Habertürk Gazetesi "WEB GÜNLÜĞÜ" köşesinde blog'uma ikinci kez yer vererek beni çok sevindirdi :)

Ayrıca bir kaç gün önce sevgili maydanoz da blog'unda bana yer vermişti ama grip olduğum için sürekli yatak döşek yatıyordum, bir türlü yazamamıştım. :( Biraz geçte olsa Habertürk ailesine ve Maydanoz'a çok teşekkür ediyorum.

Bu grip bütün enerjimi aldı götürdü bir iyileşeyim yeni haber ve yazılara boğacağım sizi :)


Gününüz Güzel Geçsin...

3 Kasım 2009 Salı

Lady Gaga MAC' in Yeni Yüzü


Çok sevdiğim hatta kelimenin tam anlamıyla bayıldığım Lady Gaga Mac'in yeni yüzü olmaya hazırlanıyor...

MAC AIDS fonu için hazırlanan kampanyada boy gösterecek olan Lady Gaga'nın ismini taşıyan ürün "Viva Glam GAGA Lipstick" 18 Mart'ta Amerika'da satışa sunulacak. 14$'dan alıcı bulacak ürünlerin tüm geliri MAC AIDS Fonuna aktarılacak..

Aferin Gaga duyarlı ol böyle :)

1 Kasım 2009 Pazar

Gençliğimi Yedin İpek Ongun!


Genç kızlığa ilk adımını 90'larda atmış olanlar İpek Ongun'u iyi tanırlar...Bir Genç Kızın Gizli Defteri ile bir çok kıza kitap okumayı sevdirmiştir belki de...

Serra'nın maceralarında herkes biraz kendini bulmuştur... Ergenliğin getirdiği bunalımlar,güvensizlikler, korkular hepsi serra'yla aşılmıştır :) "Serra tombiktir bizde tombiğizdir, Serra annesinden fırça yiyordur bizde yiyoruzdur, Serra ümitsizce aşıktır bizde aşığızdır, Serra gün geçtikçe havalı bir genç kıza dönüşür bizde dönüşeceğizdir, evet, evet kesin dönüşeceğiz" diyerek her kitap bir solukta okunmuştur...

Geçenlerde kitap rafları arasında Serra'nın maceralarının bir milyonuncusu "Günler akıp giderken"'i gördüm... Bir nostalji rüzgarına kapılıp hemen aldım... Eve geldim eski günlerdeki gibi aldım yanıma çayımı başladım okumaya... Okudum, okudum, okudum... Ve bir süre sonra anladımki Serra tam bir LOSER :)

Aslında ilk kitaptan beri kafamıza sokulan Serra'nın steril hayatı son derece sinir bozucu...Hayattaki tek amacı iyi bir adamla evlenip ona yemekler yapmak olan , Serra kızımız Bilkent'ten mezun olmuş, bir şirkete ortak olmuş şahane bir adamla evlenmiş ve birde o şahane adamdan şahane bir çocuk doğurmuş ve bunların hepsini 20 li yaşlarında başarmış :) İşte örnek, başarılı bir genç kadın...

Serra'ya göre Hayat; Hilton ötelinin lobisinde çay içmek , lise arkadaşlarınla sağlam dostluklar kurmak , iffetli bir genç kızlık döneminden sonra zengin ve dürüst bir adamla evlenerek, evinin terasında akşam yemekleri vermekten ibaret...

Ama bana sorarsanız Serra nevrotiğin teki... Hayatına topu topu 3 adam girmiş arada onları hasretle anan, sonrada "Ahh ama ne mutlu bana süper bir kocam var" masalına sığınan sıkıcı bir kadın :) O özendiğim tayyör insanı Serra'nın, şu an yanına bile yaklaşmam, gördüğüm yerde kaçarım...

Kitabı okurken sürekli Serra'ya sinir olup, hayatın gerçeklerini anlatmak istiyorsunuz... Çünkü sürekli aşkın doruk noktasının karlar altında dans etmek olduğunu, evliliğin muhteşem bir şey olduğunu , kocanız ne yaparsa yapsın onu mutlu etmeniz gerektiği anlatılıyor... Ayrıca Serra ve kocası sürekli pamuklu pijamalarını giyip sarılıp uyuyorlar!Baklava desenli çorap ve mokasen giyen muhteşem koca , ara sıra Serra'nın yanağına masum bir buse konduruyor. Bu nasıl bir seksistliktir anlamadım tamam kitap genç kızlara hitap ediyor olabilir ama sevişildiği gerçeğini saklamak için bu kadar uğraşılmazki. Kitabı okurken Serra'nın her masum busesinde o çocuk nasıl oldu o zaman Serra masum buseyle miiiii? diye bağırmak istedim:)

Sonuç olarak ben artık büyümüşüm, Serra'da tam bir ezikmiş...

Yıkıldım :)

31 Ekim 2009 Cumartesi

Beyler Üşümeyin...


Pek çok erkek, moda dünyasının onlara kadınlar kadar cömert davranmamasından ,seçeneklerinin sınırlı olmasından yakınır ...

Aslında bu kalıp eskilerde kaldı. Şimdilerde pek çok erkek seçimlerinde daha cesur, daha yaratıcı...Bugün David Beckam'ın stilini incelerken çok klasik bir parçayla ne kadar şık olabildiğini farkettim...

Sizde bu kış, kız arkadaşlarınızın dolabından atkı ve şallarını ödünç alarak ,yaratıcılığınızı konuşturabilirsiniz :)

Tommy' e Anne Arıyoruz!


Tanıştırayım :)

Bu yakışıklı arkadaşın adı Tommy.Kendisi 10 aylık, bütün aşı ve parazit tedavileri tam.Arkadaşım Burcu eğitim için 4 ay süreyle İtalya'ya gidiyor. Bu yüzden Tommy'e Ocak ve Mayıs tarihleri arasında bakımını üstlenecek bir anne arıyoruz.Tommy'nin tek ihtiyacı 2-3 günde bir taranması ve günde 1 öğün yemeğini yemesi. Yemeklerini ve özel eşyalarını Burcu temin edecek...

Köpek sahibi olmak isteyip , bakımı konusunda kararsız olanlar Tommy'e annelik yaparak köpek bakımı sayesinde tecrübe sahibi olabilirler:) Bir nevi Demo :))))

İlgilenenler; bur.kuru@hotmail.com adresinden Burcu'ya ulaşıp detaylı bilgi alabilirler...

27 Ekim 2009 Salı

Noah Cyrus Ablasının İzinde


Ailenizin üçüncü sınıf magazincisi olarak tekrar karşınızdayım efendim:)

Noah Cyrus henüz 9 yaşında, ablası Miley Cyrus ise Amerika'nın çok konuşulan yeni teen idollerinden. Çok konuşulan diyorum çünkü Miley 15 yaşındayken Vanity Fair dergisine verdiği erotik sayılabilecek bi pozla gündemden düşmemişti...

Böyle mükemmel bir ablaya sahip olan küçük! Noah cadılar bayramında aşağıda görmüş olduğunuz kostümle boy gösterdi...

Böylece Noah kızımız, "Kızım büyüyünce ne olacaksın bakayım?" diye soran büyüklerine; "Striptizci olacağım teyzeciğim" cevabını vermekten kurtulmuş oldu :)

Sosyal Ağlara Zıplamak



Daha geniş bir kitleye ulaşmak ve tatlı okuyucularımı bir çatı altında toplamak adına bende facebook olayına el attım....

BURADAN La Vita é Bella'nın facebook grubuna ulaşabilirsiniz...

25 Ekim 2009 Pazar

Film Tadında Aşklar


Hafta sonu Küçük Beyoğlu’ndaydım, bilenler bilir cumartesi akşamları ne kadar kalabalık olduğunu. Tıklım ,tıklım sokakta bir şekilde yer bulup oturduk, tam dibimizde bir çift 19-20 yaşlarında ya var ya yoklar…Bağır çağır kavga ediyorlar…

Çocuk; sevmiyor musun ulan beni sevmiyor musun ne işin vardı o itin yanında ?
Kız; Yeter artık boğma beni, rahat bırak artık !

Bu arada kız nasıl ağlıyor, yanlarında da arkadaşları bu kavgayı seyrediyor benimle birlikte.Çocuk kızın kolunu sıkıyor, itiyor onca insanın içinde

Öyle bir bağırıyorlar ki kendi anlattığıma konsantre olamıyorum. Arada bir sakinleşiyorlar, sarılıp öpüşüyorlar, “hah bitti” diyorum tekrar baştan “ne işin vardı o itin yanındaaaaa :) Deli oldum. En sonunda başka bir masaya geçtikte ,tekrar kendi hayatıma ve arkadaşıma anlatacaklarıma yöneldim...

Sonrasında düşüncelere boğuldum. Filmlerde görürüz ya hep kadın ve adam birbirini çok sever, bir tutku bir ihtiras almış başını gider kadın "istemiyorum seni lanet olsun" der eşyalarını toplar adam son anda kadını kapıda durdurur kolundan çeker "Bırakma beni" der kadın mahsun gözlerle adama bakar bırak artık bitti diye bir iki nazlanmadan sonra hooop sevişirler. Al sana tutkulu aşk senaryosu...

Ama bunu gerçek hayata dökmeye kalktığında, yüzüne gözüne bulaşıyor insanın.

Ben bir kere öyle bir ayrılık yaşamıştım, kavga büyüdü, büyüdü "işte dedim, Mia büyük gün bugün, sende bir film sahnesinin içindesin şu an". Bir anda kıstım gözlerimi “Olmuyor artık bırak beni ühüüü” diyerek kendimi dışarı attım. Daha dramatik olması için, apartmanın merdivenlerinden koşarak indim. Bu dramatikliğe uygun olarak şansıma dışarıda deli gibi yağmur yağıyordu. Erkek arkadaşımda kendini bu sahneye kaptırmış olmalı ki, peşimden koştu, yağmurun altında tuttu kolumdan “Böyle bitmesin lütfen” gibi bir şeyler söyledi. Ben kendimi o kadar kaptırmışım ki, kafamdan neredeyse o sahneye uygun film müzikleri geçiyor :)
Bir taksi durdurdum yine hüzünlü gözlerle bakıp yağmurun altında hoşçakal! dedim. Taksinin kapısına uzandım… Arka fondan bir ses “Abla o kapı açılmıyor diğer taraftan bin” dedi... :)

Bazen çok kaptırıyoruz ama hayat film gibi gitmiyor... Hoşluğu da burada sanırım:)

İyi pazarlar...