21 Eylül 2010 Salı

Kötünün İyisi…


Otel odasının camından bakarken hayat ne acayip diye düşündü kız…

Hayat denen uzunlu kısalı yolculuğun acayip olduğunun farkındaydı… Acımasız olan tarafıyla ise yeni tanışıyordu…

Önceleri hayat parmaklarının arasından kayıp giderken sadece içini gıcıklıyordu… Şimdiyse canını yakmaya başlamıştı… Aldığı her nefes, yediği her lokma aynı yere takılıp kalıyordu… Bazı geceler uykusundan nefes nefese uyanıyordu… Uyku dediği şey her gece koşmaktı rüyalarında… Kabul etmek istemediği gerçeklerden kaçmaya çalışıyordu yorulmadan…

Ayaklarını cama doğru uzattığında nereye kadar kaçabileceğini düşündü… Ne kadar uzağa giderse gitsin, boğazındaki yumru aynı yerde duruyordu…

Başına gelenleri düşündü…

“Neden ben?” dedi…

Kötü birimiyim diye sordu kendine defalarca…

Bu soruyu kendine her sorduğunda daha da anlamsızlaştığının farkındaydı…

İyi ya da kötü yoktu…

Sadece seçimler vardı…

Bunun ne bir cezası vardı ne de ilahi bir ödülü…

Boğazındaki yumruyu hissetti tekrar… Önceleri içini sıkan o yumru günden güne nefrete dönüşüyordu…

Telefona gitti eli… Birilerini arayıp öfkesini kusmak istedi…

Oysa kime öfkelenmesi gerektiğini bile bilmiyordu…

Telefonu yerine uzatırken yavaşca yere uzandı…

İyi, kötü, sevgi, nefret, adalet, bağlılık, ahlak…

Her şey yalan diye düşündü….Her şey kendimizi avuttuğumuz koca bir kandırmacadan ibaret…

Boğazını acıtan yumruyu hissetmek istercesine yutkundu…

Bazen gerçekle yüzleşmek, kavramlarla boğuşmaktan çok daha kolaydı…

Bir kez daha yutkundu. Koskoca bir gerçek boğazından aşağı süzülürken gülümsedi…

Yerde uzanmış yatarken… Hayatın acımasız olan tarafına “hoş geldin” dedi…

Belli ki bir süre, içinde bir yerlerde misafiri olacaktı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder