15 Kasım 2010 Pazartesi

Evlenmeden Ol-maz!

Photobucket


Salonda annemle otururken telefonum çalıyor...

Arayan arkadaşımla kısa bir sohbetin ardından telefonu Cenk’e selam söyle diye kapatıyorum…

Annem başını farmville oynadığı bilgisayardan kaldırıyor.

Cenk kim kızım?

Elvan’ın erkek arkadaşı diyorum önümdeki portakalı soymaya çalışırken. Elvan’da ne yapıyor bu saatte? derken ilgisi oynadığı oyundan iyice dağılıyor. Ben hala portakala odaklıyım çok umursamadan cevap veriyorum.

Birlikte yaşıyorlar.

Annemin gözleri büyüyor hah diyorum birazdan cık cıklar gelecek…

Peki ailesi ne diyor bu işe?

Sorulardan sıkıldığımı anlatan bir tonda sabırla cevaplıyorum…

Biliyorlar zaten anne!!!

Hah işte beklediğim cık cıklar geliyor… .

Normalde cevap vermemek en akıllıca seçim değil mi? Ama nedense konuyu uzatmak için dayanılmaz bir istek duyuyorum. Ne var bunda bence çok doğal. Ben de doğru bir insan olduğu takdirde aynı evi paylaşabilirim.

Annem korkutucu bir sakinlikle bilgisayarı yavaşça kucağından indiriyor. Nasıl yani seeen, evlenmeden başka bira adamla yaşayacaksın!

O "adamı" öyle bir tonda söylüyor ki ben bile her an fikrimi değiştirebilirim. Kiim been, bir adamla mı? öğğ iğrenç nasıl yaşanır bir adamla aynı evde Allah beni kahretsin falan diyebilirim :)

Yaşıycam demiyorum anne dikkatini çekerim. Ama şu an önümde evlenmek mi, birlikte yaşamak mı? diye iki seçenek olsa atlaya zıplaya ikincisini tercih ederim.

Annemin bakışları beni iyice küçümser bir hal alıyor. "Senin erkek arkadaşın sana böyle bir teklifle geliyorsa zaten sana değer vermiyordur benim saf kızım" diyor. Ben ne dersem diyeyim annelik denen enteresan ruh haliniş değiştirmek pek mümkün olmadığı için sesimi çıkarmayıp gelip buraya yazmayı daha akıllıca buluyorum.

Son derece modern bir ailede yetişmiş, yurtdışında büyümüş, babasının baskısına rağmen iş hayatına atılmış bir kadının şu anda bu tarz bir düşünceye sahip olmasını açıkçası aklım almıyor. Burada ama toplum bazı şeylere izin vermiyor diyenlere de toplum bizi birbirimize yalan söylemeye itiyor diyorum. Çünkü üniversitede gençlerin çoğu birlikte yaşama deneyimini gizli saklı da olsa yakalıyor. Bu oran İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde çok daha fazla çünkü başka illerden gelen gençler aa burası ne kadar rahatmış oh ailemde yok şimdi istediğimi yapabilirim gazıyla zaten ne yaşamak isterlerse yaşıyorlar.

Kimsenin kimseyi kandırmasından yana değilim ama kendi anneme de bütün annelere de soruyorum;

Kızınızın kendi ayakları üzerinde durmasını, kendi parasını kazanmasını, isterse onu seven bir adamla aynı evi paylaşmasını, düşüncelerini kimseden korkmadan açıkça ifade etmesini mi isterdiniz?

Yoksa üzerindeki baskıdan kaçmak için yanlış bir evliliğe adım atıp, karşısındaki adamın iyi mi kötü mü olduğunu bilmeden evlenmesini mi? Daha kendini tanımadan başka bir adamın nüfusuna geçmesini mi?

Toplum, aile, şu, bu kurallarını kafamızdan silersek herkes sevdiği biriyle aynı evi paylaşmayı ister…

Ve bunun tek çaresi imzayı basmak değildir, olmamalıdır.

Nokta!

13 yorum:

  1. kesinlikle katılıyorum! :)

    YanıtlaSil
  2. Ben katılmıyorum evlilik kutsaldır. Ve birlikte yaşamak bu değerleri hiçe saymaktır.

    YanıtlaSil
  3. Düşüncelerine saygı duyuyorum ancak katılmıyorum...Madem birlikte yaşamaya hazırsın ve madem bir imza alt tarafı imza ne var o imzayı atmaya bu kadar korkmakta? Tabii sevgine güveniyorsan..(Şahsına değil genele konuşuyorum yanlış anlaşılmasın...)
    Gülcan'a katılıyorum ha birlikte yaşamak ha evlilik demenin evlilik kurumunu küçümsediğini düşünüyorum...Birlikte yaşamak, anın tadını çıkarmaya endeksliyken; evlilik "aile" olmaktır..İsteyen istediğini yapsın, açıkçası en ufak bir şekilde beni enterese etmez ama katlanamadığım şeylerin başında Amerikan popüler kültürünün kölesi olmuş, "İnanmıyorum hala bakire miseeeen" "Oh my God, birlikte yaşamaya karşı mısııın" diyen kadın grubu...Resmen utanılacak şey oldu insanın prensiplerinin olması! Hatırlatmalı ki, bekaretini korumak, birlikte yaşamaya sıcak bakmamak vs; frijit olmak, aile baskısı altında kıvranmak, toplumun kuralarının kölesi olmak demek değildir illa ki; bir çok insan bu özel paylaşımı tek bir kişiyle paylaşma isteği, bedenlerine saygı, hatta hamilelik ve hastalık riski gibi sebeplerle evlilik öncesi (ki bu demektir birden çok partnere sahip olmak---aynı anda değil süreç içerisinde) birlikte yaşamaya sıcak bakmıyor, örümcek beyinli falan değil sadece hayattan ne istediğini bilen, kendine göre kuralları olan kadınlar...Her cinsellik mutluluk getirmez ayrıca, kadını çok mutlu edecek aşk dolu, sağlık bir cinsellikle, kendini aşağılanmış ve kullanılmış hissettirecek cinsellik arasında dağlardan da büyük bir fark var...

    Kısacası, benim anlamadığım bir takım şeyleri rahat yaşayan kadınların, kendine has kuralları olan kadınları sürekli neredeyse aptal olmakla küçümseyip, o kadınlar kendilerine "rahat" yaftası yapıştırdıklarında
    çılgına dönmeleri! Saygı görmek istiyorsak saygı göstermeliyiz..Ayrıca unutmayalım ki, cinselliği özgürce yaşamamak bir marifet olmadığı gibi, yaşamak ta bi marifet değildir...

    Neyse kadın kadının kurdudur diyip bitirelim..Sana katılmasam da bu konuda,şahane yazdığını söylemeden geçemeyeceğim:) Ayrıca yukarıda yazdıklarım şahsi deneyimlerinle bağlantılı değildir ve elbette senin şahsına ya da yaşantına değil; bu yazıdaki argumanına yöneliktir:-)

    Sevgiler,

    Cemre

    YanıtlaSil
  4. Olmazsa olmaz arkadaş, siz yapıyorsunuz diye herkes mi yapacak bakın keyifinize/işinize!

    YanıtlaSil
  5. karşındaki kişiden hoşlanırsın,saygı duyarsın seversin aşık olursun bi arada olmak istersin belki bir dakikanı onsuz geçirmek istememecesine.ama bunun devletten izin alarak ve bir belgeye dayandırılması ne bunun kanıtıdır ne karşılıklı iki insanın birbirine verdiği değerin ölçütüdür,sevgi bu gibi belgelerle sınırlandırılamayacak kdr özgürdür.
    madem ataerkil toplumdanda bahsediyoruz, evliliği şart olarak koşan da bu toplumun ta kendisi bu kdr basite indirgeyen de bu düşünce tarzı değilmi?
    hadi bunları bi kenara koyalım,düğün dernek evlenildi pembe panjurlu evdede yaşanılıyo bi zaman geçti aşk bitti sonra ,sonrasında ne olucak ya imzaladığın o kağıtlar yüzünden bi arada kalmak zorunda hissediceksin kendini yada bir zamanlar aşık olduğun adamdan devletin izin verilmesiyle ki verirse ayrılıcaksın ne kadar hoş ne kdr güzel bi son.
    bi arada yaşamak iki insanın özgür iradeleriyle baskı olmadan birlikte olmak istedikleri sürece bir arada kalmalarını sağlar,gerçek sevgide doğru olan tamda bu değilmidir?

    YanıtlaSil
  6. tamamen katiliyorum sana!
    ohh nokta'na da katiliyorum!

    YanıtlaSil
  7. ben annene katiliyorum. nedeni epey uzun surer iyisi mi bosver.

    YanıtlaSil
  8. kesinlikle katılıyorum sana.annemle aynı diyalogları bizde çok yaptık.babamla bile konuştuk desem!şimdi biz böyle düşünüyoruz diye zıt düşünen bazı insanlar bu kızdan hayır gelmez ne karı olur ne anne diyorlardır.bu düşünceyle evlenemezlerde zaten sürekli birileriyle yatıp kalkarak geçicek ömürleri diyorlardır.istediklerini düşünebilirler.ben aaaa alem ne der zırvasını geveleyenlerden değilim ne yazık ki kusura bakmasınlar:)o imzayı attıktan bi ay sonraaynı çatı altında yaşayamayacağını anlayıp ayrılan çift sayısı çok.o mu daha mantıklı yoksa aynı evde yaşayıp birbirinle n kadar uyumlusun onu ölçüp tartıp evlenme kararını sonra almak mı! bazı beyinlri anlamak zor!.biz onların yaşam tarzına saygı gösteriyorsak eğer.onlarda büyük bir olaymış gibi günlerde dedikodusunu yapmayı bıraksınlar.bu kadar öfke dolu konuştuktan sonra benim erkek arkadaşımla yaşadığımı düşündünüz henüz değil.Ama üniversite bittikten sonra kendi evimizi kendi paramızla idare etçek duruma gelelim o da olur no problem!)

    YanıtlaSil
  9. Biriyle birlikte yaşamıyorum ancak dediklerin tamamen doğru bir annenin oğlu kız arkadaşıyla birlikte yaşayabilirken,kızı sevgilisiyle yaşasa durum vah vah oluyor
    Yaşıtlarımız arasında bile maalesef kariyer sahibi olmak,kendini bilmek evlenmek kadar önemli değil.Çoğu kişide kendindeki güven eksikliğinden evlenip ,kendine baktırmak tabiri caizse kapak atmak istiyor ne yazıkki

    YanıtlaSil
  10. Ya burada anladığım kadarıyla insanlar kendilerini Sex&City dizisinde yaşıyor zannediyor! Önce bir uyanalım...Aşk bitince nolucakmış, filan falan...Öncelikle insan sosyal bir varlıktır, yani toplum kurallarına bir ölçüde de olsa uyarak yaşar...Birçok insan biyolojik ve kişisel sebeplerle çocuk sahibi olmak istiyor, çocuğu yapıp bir adamdan ötekine mi koşucaz? Sex&City dizisinde olmadığımız için, gerçek hayatta aşk biterse, ondan daha da tadından yenilmez olan saygının olduğu kadar tutkunun da korunduğu sevgi kalır bize...Erdem içgüdülerinin peşinden gitmek değil, insan olduğunu unutmayıp, bedenine ve kendine saygı duyarak yaşamaktır. Sizin o "devlet izni" dediğiniz şey de, sizin kadar şanslı ve eğitimli olmayan kadınların haklarını korumak için vardır! Benden de Nokta! Selcan

    YanıtlaSil
  11. "...Yoksa üzerindeki baskıdan kaçmak için yanlış bir evliliğe adım atıp, karşısındaki adamın iyi mi kötü mü olduğunu bilmeden evlenmesini mi, daha kendini tanımadan başka bir adamın nüfusuna geçmesini mi?"

    Süper bahane de ne alaka? Yani birlikte yaşamadan evlenince kendimizi tanımadan birinin nüfusuna mı geçmiş oluyoruz? Yoksa her çıktığımız erkekle birlikte yaşamak bizi en doğru evliliğe mi götürüyor? Kalp kırıklıklarıyla dolu bir ilişki silsilesi sonucu bir evlilik mi yoksa evliliğe ilk kez aynı evde yaşadığınız erkekle adapte olurken yaşanan ufak problemler mi tercih edilesi?

    Ayrıca evliliği "bir adamın nüfusuna geçmek" kadar sığ, itici ve ÇİRKİN niteleyenler bence hiç bir zaman evlenmesinler zaten; zira yanlış bir algıyla işe başlarlar......

    YanıtlaSil
  12. Arkadaşlar öncelikle yazdıklarıma değer verip yorum bırakan herkese teşekkür ederim yorumlara tek tek cevap yazmıyorum zira yazıda bu konuda ne düşündüğümü açık ve net yazdım. Olumlu olumsuz her türlü görüşe teşekkürler.

    Sevgiler

    Mia

    YanıtlaSil
  13. Gelenekler, kurallar, korkularımızdan bizi sözde koruyan düzenlemeler ve bunların tümünün değer olarak yutturulması insanın özündeki değerleri unutturuyor. Başımızı kuma gömüyoruz ve çaresizliklerimizi geçmişe yüklüyoruz. En otantik halimizle ne istediğimizi unuttuğumuzdan beri değerler adı altında mecbucu hayatlar yaşıyoruz. Bu duruma en güzel örnek bazı evlilikler. Dikkat edin "bazı" evlilikler.
    Evliliğin tarım ile ekonomik nedenlerle gelişen bir sistem olduğunu, insan doğasında olmadığını doğduğunun ilk günden itibaren bilseydiniz ve buna göre yaşasaydınız değerleriniz farklı mı olacaktı?
    O zaman değerlerinizin gerçekten değer olma niteliği taşıyıp taşımadığını bir sorgulayın.
    Ve sorgulayan yazarlara karşı cesaetlerinden dolayı değer vermeyi kendi cesaretsizliğinizi kendinizden saklamak için esirgemeyin. Lütfen!

    YanıtlaSil