28 Nisan 2010 Çarşamba

Paris Je t'aime


Birazcık kaçıyorum buralardan... Bu hafta resimde gördüğünüz yerde biraz gezip ,biraz coşup,biraz dağıtmayı planlıyorum :)

Bir hafta yazamayacağım ama döndüğümde güzel bir paris dosyasıyla gönlünüzü almayı planlıyorum :)Paris'te mutlaka gör dediğiniz yerler varsa bana söyleyin özellikle vintage butik önerilerinizi dört gözle bekliyorum:)

Ayrıca Cosmopolitan Mayıs sayısı çıktı. Bu ay "Bay Doğru'yu Ararken" ve "Modern kadının yeni problemi; Bağlanma Korkusu" konularını yazdım...

Hepinizi öper ve kaçarım :)

Au revoir

27 Nisan 2010 Salı

Aşkınız Gerçek mi ?


"Büyük aşkların en güzel yanı nedir?" derseniz…

Eninde sonunda bitecek olmasıdır derim…

Hiç bana kızmayın "düz mantık seni" diye dedikodumu yapmayın. Eski türk filmi aşklarına inanıyorsanız sizi bu rüyadan uyandıran olmak istemezdim ama başka biri gelip "hüoop kardeş uyan" diye uyandırmadan nazikçe uyarımı yapmalıyım… Devamı için Tık Tık:)

26 Nisan 2010 Pazartesi

Canımı Yak


Canımı yak…

Hiç canım yanmadı bugüne kadar…

Küçük değilim, masum değilim, kırılgan değilim, Korunmaya muhtaç hiç değilim…

Canımı yak…

Başkalarıyla nasıl seviştin bilmiyorum…

Nasıl öptün, nasıl tartıştın, nasıl sevdin…

Hiç canım yanmadı bugüne kadar…

Hissetmek istiyorum neye benzediğini…

Kanımda biraz tutku dolaşsın…

Biraz korku, biraz heyecan…

Her an gidebilirim...

Her an gidebilirsin…

Ölebilirim...

Ölebilirsin…

Durma, canımı yak!

25 Nisan 2010 Pazar

Mariah Carey'i Nasıl Bilirdiniz?


Bir zamanlar bir Mariah Carey vardı. Lise zamanlarımıza damgasını vuran, muhteşem bir sese ve muhteşem bacaklara sahip hatun hani...

işte o günler çoook geride kalmış... Zaten tombikleşmeye başlayan Mariah evlenince "Kaptım kocayı, saldım göbeği" moduna girmiş yazık olmuş...

Bu da benden bu günün magazin konusuydu :) Hadi şimdi "Cık cık o kadar parası var nasıl böyle şişmanlamış" diye dedikodu yapalım şahsen ben öyle yapacağım :)

23 Nisan 2010 Cuma

Hayalperest...


Gitsem buralardan…

Hiç düşünmeden atlayabilsem ilk uçağa… Paris, Roma, Amsterdam,Barcelona seçsem birini, yanımda kimse olmadan ama kimse darılmasın, gücenmesin arada yalnız olmak ister bu ruh.. Arada tanımadığı ruhlarla kaynaşmak ister çünkü…

Roma olsun desem aşıkların şehri… Eski sevgiliyi anıp umursamasam, onun buralardan gitmeye cesareti bile yoktu ki…

Uçaktan iner inmez temiz havayı içime çeksem… Gülümsesem pasaportumu uzatırken memura…

Niye geldiniz?

Öyle canım istedi..

Kaç gün kalacaksınız?

Canımın istediği kadar…

Hiç sorun çıkarmasa hoş geldiniz diyip gülümseyerek uğurlasa beni özgürlüğün kucağına…

Bavullarımı çeke çeke yürüsem yollarda, hiç sorun etmesem. Edemem çünkü ben koydum o bavullara on çift ayakkabıyı… Ayağımı acıtacağını bile bile giyip dans edeceğim çünkü gece akıp giderken tanımadığım biriyle… Sarhoş olacağım büyük ihtimalle, ayakkabılarım elimde döneceğim otelime…

Otele eşyalarımı attıktan sonra kendimi sokağa atsam. Piazza Navona meydanına yürüsem sallanarak… Otursam bir kafeye kocaman bir pizza söylesem. “Her şeyli”… Garsonu baksam muzurca

“Bugün rejim yok!”

Keyfini çıkarsam pizzamın meydanda sıralanmış ressamları izlerken… Ne tuhaf resim yapabilmek. Bütün ailem resme yetenekliyken benim sadece kalemi yazmak için tutabilmem tanrı’nın bir lütfu mu yoksa cezası mı ?

Kalksam kafeden mutlu, karnım tok…

Grazie Mille.. diye çat pat İtalyancamı sergilesem garsona…

Prego signora! Diyerek uğurlasa beni…

Önümde iki aşık yürüse fotoğraflamak istesem ama beceremem ki… Bırakmayacaktım o fotoğraf kursunu kaçırıyorum yakaladığım bütün güzel kareleri…

Hava müthiş… İspanyol merdivenlerinde oturan insanları izlesem gidip selam versem neşeli yaşlılara…

Otele uğrayıp üzerimi değiştirsem aceleyle üzerimde incecik beyaz bir elbise…


Genç bir İtalyanla karşılaşsam çok mu hayal kurmuş olurum…

Biraz bakışsak, biraz gülüşsek….

Nasılsa bir daha görmeyeceğim…

Bir daha 24 olmayacağım…

Tadını çıkarmak varken sınırlarla uğraşmasam…

Kimseye hesap vermesem…

Gecenin bir yarısı çıplak ayaklarım kaldırım taşlarını hissederken dünyanın en mutlu kızı olsam…

Ben olsam…

O şehir olsam…

Gitsem buralardan…

21 Nisan 2010 Çarşamba

Nars Ürünleriyle Makyajlanmış Ünlüler



Rihanna son zamanlarda çok tuhaf haller içindeydi. Tam stilini bozduğunu düşünürken, Nickelodeon Kids Choice Awards'de bu harika elbise ve duru makyajla karşıma çıktı.Rihanna'nın Makyaj artisti Mylah Morales tarafından yapılan makyajında Anjelika Blush, Orgasm Illuminator. kullanılmış.Çok tatlı görünmüyor mu ?





2. güzelliğimiz ise Olivia Wilde. Bu kızı O.C 'den beri çok beğeniyorum farklı bir havası var var.Makyaj artisti Kayleen McAdams tarafından yapılan makyajında Amour Blush ve Stolen Kisses Lip Gloss kullanılmış.Elbisesine pek bayıldığımı söyleyemem ama kız güzel işte ne giyse taşıyor :)



Ps: Bu arada 3 haziranda Rihanna Kuruçeşme Arena'da konser vermeye geliyormuş yayyy :))) Bilgi için Buraya zıplayın:).

V2K Loves Bloggers Party...


Geçtiğimz Cumartesi V2K Designers bloggerlar için bir parti düzenledi...

Okumaktan çok keyif aldığım bir çok bloggerla tanışma fırsatını kaçırmadım tabiki :)

Parti oldukça keyifliydi durmaksızın konuştuk, şeker komasına girene kadar ikram edilen milkshake lerden içtik. Yeni sezonda neler varmış merakla inceledik. Tanıştığım bütün bloggerlarla ilgili tek tek sayfalarca yorum yazabilirim hepsi çok sıcakkanlı ve tatlı insanlar. Partiye girdiğimiz anda sanki uzun zamandır görmediğimiz arkadaşlarımızla buluşmuş kadar rahat ve mutluyduk :)


Umarım en kısa zamanda bir buluşma daha olur :) Burdan size açık çağrı hemencecik bir organizasyon yapalım :)

Bu keyifli günün farklı ayrıntılarını yakalmak isterseniz; Nil Ertürk Cindrella,Styleboom, unevoguette,Koray Caner , Iconjane'in yazdıklarına bir göz atın derim...

















Coolest Bloggers Ever...

19 Nisan 2010 Pazartesi

Hayallerinin Peşinde Bir Adam...



Ben küçükken balerin olmak isterdim…

Daha sonra bu hayalimi şarkıcılık,oyunculuk,hosteslik, hatta miçoluk izledi :) Hayallerimi hep dünyayı gezebileceğim meslekler üzerine kurdum.

Derken büyüdüm… Üniversiteye girdim, staj yaptım her gün “beyaz yakalı” insanlarla, beyaz yakalı sohbetler ettim. Sabah 8’de bir servise doluşarak işe gittim akşam 5’te aynı servise doluşup döndüm.

Sonra mezun oldum…

Mutsuzdum…

Her gün onlarca yere cv mi yolladım…

İyi iş demek yeterli bir maaş, sodexo yemek kartı ve haftada bir gün, şanslıysanız iki gün tatil demekti…

Arkadaşlarım topuklu ayakkabılı iş kadınlarından olmak için can atarken ben hep daha farklı hayaller kurdum… Sonra beni mutlu eden şeyin yazı yazmak olduğunu fark ettim. Belki tayyörlü iş kadınları kadar para kazanamam dedim ama en azından sevdiğim işi yaparım mutlu olurum. Yaşıtlarım parasını tasarım ayakkabılara yatırırken ben önce avrupayı sonra dünyayı gezme hayalleriyle doldum… Şu an hayatındaki en doğru karar nedir deseler… Yazmaya başlamak derim…

Bütün bunları neden anlattığıma gelince; Cumartesi gecesi Disco Kralında çok ilgimi çeken bir konuk vardı. “Ata Özev.” İsmi size tanıdık gelmeyebilir ama eminim sevgilinizle el ele yürürken,işe giderken, kredi kartı borcunuzu düşünürken, aşık bir halde dolanırken arkadan size fon müziği çalmıştır…

Ata bir sokak müzisyeni ancak sıradan müzisyenlerden değil. Onu farklı yapan eğitimli olması değil bence. Onu farklı yapan “kalıplarının dışına taşabilmesi”, onu bambaşka yapan “Cesur” olması.

Alman lisesini bitirdikten sonra Almanya’da işletme eğitimi gören Ata daha sonra İstanbul’da çalışma hayatına atılmış.Ve bir gün mutsuz olduğunu fark etmiş. Pek çok insan yolumu böyle çizdim devam etmek zorudayım diye düşünecekken Ata, her şeyi bırakıp hayalinin peşinden gitmeye karar vermiş. Hem de bu hayali gerçekleştirmek için 0 dan başlamış. Borçlanarak şan dersleri alarak kendisine 200 şarkılık bir repertuvar hazırlamış ve sokaklara inmiş. Caddebostan,Kadıköy ve beyoğlunda şarkılarını söylemeye başlamış .

Disco kralında hikayesini dinleyip çok etkilendiğim bu adamı şans eseri bugün Caddebostan sahilinde gördüm. Yanına gidip ayaküstü sohbet ettiğim Ata’nın müziğine,cesaretine, enerjisine hayran kaldım. Benim de her şeyi bırakıp hayalimin peşimden gittiğimi ama çok zorlandığımı söylediğimde. “Ben her şeyi bırakmaya 30 yaşında karar verdim hayaller için hiçbir zaman geç değildir”, dedi. Gülümsedim onu gitarıyla ve şaşkın seyircileriyle bırakıp kendi hayallerimi düşünmeye döndüm…

Güzel havada çimlere uzandık bir süre daha izledik Ata’yı…Biraz meraklı,biraz şaşkın, biraz hayran…

Ps:Ata'yı daha yakından tanımak ve videolarını izlemek isterseniz facebookta ki "OneWorldDestiny" adlı grubuna göz atabilirsiniz.

Fotoğraflar için Alihan Acuner'e teşekkürler...

17 Nisan 2010 Cumartesi

Grecian Goddess



Blogu "Dayımın düğününde ne giysem?" formatına çevirmek istemezdim ama herkes gibi benim de bir dayım var ve bu yaz düğünü var :))

"Aman daha çok var" diye geziyordum ortalarda ama bir baktım yaza çok az kalmış!!!
"Ne giysem ne giysem?" diye nette dolaşırken, bu yunan tanrıçalarından ilham alınan elbiseleri gördüm ve aşık oldum! Düğün, mezuniyet, ve davetler için güzel bir alternatif olabilir.

Daha kararımı vermedim diktirsem mi yoksa buna benzer bir şeyler bulabilir miyim?

Bu tarz tasarımları olan yerler biliyorsanız duymak isterim :)

Keyifli Pazarlar!



16 Nisan 2010 Cuma

Soluk Soluğa-2


Kendimi karanlık bir bar taburesinde onunla otururken bulduğumda “Ne işim var burada?” diye soruyorum kendime…

O ise kendinden emin gülüşünü kaybetmeden soruyor…

Viski değil mi ?

Evet, sek lütfen..

Viskiyi sek içiyor olmam beni ne kadar olgun gösterir bilmiyorum… Yinede şansımı deniyorum..

Bir süre ikimiz de konuşmuyoruz… Sessizlik beynimi delecek gibi olduğu anda…

Elimi kavrıyor…

Bir şey söyle bana.. Tam şu an…

Ateş basıyor vücudumu eli elime değdiği anda… O kadar tanıdık geliyor ki teni sanki yıllar önce sevişmişiz gibi güven veriyor dokunuşu…

Heyecanımı bastırmaya çalışıyorum…

Şu gözlüklerini hiç çıkarmaz mısın sen ? diyorum ukala görünmeye çalışarak

Niye? Çok mu görmek istiyorsun gözlerimi?

Elimi çekip kadehimi kafama dikiyorum aceleyle…

Viski boğazımdan inerken o yakıcı hissi umursamıyorum…

Biliyor musun Kendine güvenin sinir bozucu , bir süre sonra seni itici yapıyor…

Sinir bozucu olduğu doğru olabilir, ama itici olsaydı şu an burada oturuyor olmazdın değil mi ?

Evet haklısın bence gitsem iyi olacak…

Barın üzerine çantamdan aceleyle çıkardığım parayı bırakıp hızla kalkıyorum…

Bir an tanıştığımıza memnun oldum demek istesem de memnun olmadığıma karar verip vazgeçiyorum…

O ise önündeki kadehle oynuyor…

Kendimi hızlıca sokağa atıp insanların arasına karışıyorum…

Yürürken kendime kızıyorum. Ne bekliyordum acaba? ukalanın teki işte!

Meydandaki ışıklara kadar hızlı adımlarla yürüyorum… Zaten ne zaman kızsam adımlarım hızlanır 1 yıllık ilişkim bittiğinde Gümüşsuyundan Beşiktaş’a kadar neredeyse koşmamış mıydım? Tek bir damla ağlamadım…Sadece yürüdüm… İçimdeki hırsı atana kadar, ayaklarım kopana kadar, yürüdüm…

Kafamda bu düşüncelerle ışığın yanmasını beklerken omzumda bir el hissediyorum...

Arkamı döndüğümde soluk soluğa kalmış gözlüklüyü görüyorum karşımda…

Okan!

Adım Okan… Bunlar da güvensizliğimi saklamama yardım eden gözlüklerim…

Gözlüklerini avuçlarıma sıkıştırırken ,nefesini yüzümde hissediyorum…

Işık yanıyor, kalabalık içimizden geçiyor... Hareket edemiyorum...

Memnun oldum Okan...

Elimi uzatıyorum...

O tanıdık his bir kez daha kaplıyor içimi…

14 Nisan 2010 Çarşamba

"Nars"mania :)



Moralim bozukken beni neşelendirecek bir şey varsa, kesinlikle makyaj malzemeleridir.

Ne zaman modum düşse hemen kendimi ufacıkta olsa bir kozmetik ürünüyle ödüllendiririm. Dünde böyle bir gündü ve kendimi Şaşkınbakkal Nars'ta buldum. Nars'ın allıklarının hayranı olduğumu bilmeyen yok sanırım :) Ancak yazın toz allıklar yerine daha hafif ürünleri tercih ediyorum bu yüzden resimde gördüğünüz Multiple stick Beverly rengini aldım. Ürün hem çok kullanışlı hemde yüzde oldukça duru ve doğal bir görünüm yaratıyor.Kesinlikle tavsiye ederim.

Bir dahaki Nars ziyaretimde Laguna Bronzing Powder ve Turkish Delight Lip Gloss'u almak istiyorum. Malum yaz geliyor ışıldamak lazım :)))

13 Nisan 2010 Salı

Nasıl anlatsam,nerden başlasam...


Sıcak bir yaz gecesi sahile inersiniz arkadaşlarınızla…

Ayaklarınız kumlarda, elleriniz yaz aşkınızın elleri arasında, kulağınıza bir melodi çalınır... Bodrum Bodrum… Mazhar Alanson'nun büyüleyici sesinde kaybolur gidersiniz… Gece sizi içine alır sarhoş,aşık biraz da “şaşkın”…


Yıllar geçer bir Kuruçeşme konserinde izlersiniz bu ruhu yaşlanmayan delikanlıyı… Bodrum Bodrum’u söylerken siz o geceye akıp gidersiniz, gülümsersiniz büyümüş ve “şaşkın”…

Doğum Günümde Canım Dostum Pelin’in hediyesini açıp Mazhar Alanson’un "Mazhar Olmak" kitabını görünce bu sahneler geçti gözümün önünden… Kitabı bir solukta okudum yıllardır dinlediğimiz şarkıların hikayelerini okumak çok keyifliydi benim için… Kitabın içindeki Cd farklı bir tat katıyor kitaba… Bütün hikayeler canlanıyor gözlerinizde...

Kitabı aldığınız gece takın cd’yi cd çalara , açın bir şişe kırmızı şarap ,çıkın balkona… Bırakın soğuk olsun! Cd döndükçe içiniz ısınacak, hikayeleri okudukça gece sizi içine çekecek…

Bırakın çeksin...

12 Nisan 2010 Pazartesi

İyi Kızlar Cennete Kötü Kızlar Her Yere...


Bizler kafası çok karışık bir kuşağın kadınlarıyız…

80'lerde doğan, 90'ların oyun kurallarını benimsemiş, genç kızlığa İpek Ongun'un kitaplarıyla adım atıp, aşkın doruk noktasının karlar üzerinde dans etmek olduğunu zanneden, hoşlandığımız çocuk ikinci aşamaya yol aldığında bizi basit görüyor diye gözyaşlarına boğulan, lisede bir yandan Madonna'nın seks kokan kliplerini izleyip bir yandan bekaretin evlenene kadar korunması gerektiğine inandırılan, üniversitede ise bakire olanlarla dalga geçilen bir kuşağın, kafası hayli karışık üyeleriyiz hepimiz… Devamı için Tık Tık :)

11 Nisan 2010 Pazar

Blog Ödüllerinde Oylarınıza Talibim !


9 Aylık olan blogum bana "Mia ben artık büyüdüm sayılır BÖ 2010'da yarışabilir miyim?" diye sordu.

Bende "Bak blogcum birsürü aday var,istersen şansımızı deneriz ama çok büyük beklentiler içine girme dedim."

Oda tamam diyince kendimizi BÖ 2010 Alpella Kişisel Bloglar Kategorisinde bulduk...

Büyümeye çalışan blogumu seviyor,takip ediyor oyumu bu kıza vereyim sevaptır!:) diyorsanız Burdan bloguma oy verebilirsiniz.

PS: Oy kullanmak için kullanıcı adı ve şifre gerekiyor. Uğraşamam diyip bırakmayın 1 dakkalık bir işlem sadece :) Oylarınızı 30 Nisana kadar kullanabilirsiniz.

Hepinize Keyifli Pazarlaaar!!!

8 Nisan 2010 Perşembe

Today is my birthday.I am fucking 24!


Başlığa bakmayın hep bu "fucking" kelimesini cümle içinde kulanmak istemişimdir kısmet bugüneymiş :)

İnsanın kendi doğum gününü yazması biraz tuhaf :)

Bugün her türlü şımarıklığı yapabilirim kahvaltımı yatağa isteyebilirim,odamı anneme toplatabilirim, yüzsüzce bana şunu alın bunu alın ,onu getirin bunu götürün diyebilirim.

Gayet hakkımdır bugün doğum günüm kardeşim :)

Üzerimde 24 yaşına girmenin gerginliği var aslında çünkü artık çocukluktan çıkıp kadın oldum bu çok açık. Sorun hala kendimi öyle hissetmiyor olmam. Hala sokaklarda atlaya zıplaya yürüyebilirim, çocuk sesiyle konuşabilirim, sabahları simit aldığım adama “amca” diye hitap edebilirim, babamın kucağına yatabilirim. Ama biyolojik olarak çocuk olmadığımı bu sabah vapurda 30 larının sonunda bir kadının telefondaki sevgilisine bebek sesiyle “aşkııım ben kendime yeni ciciler aldım.” demesiyle anladım. Neredeyse 100 kilosun, yüzünde gayet vamp bir makyaj var çıkardığın ses Zeynep Değirmencioğlu sesi! Tamam Lolita olduğumuz zamanlar göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor ama gerçekçi olmak lazım :)

Neyse ben tekrar kendi doğum günüme dönüyorum :)

Artık 24 yaşında olduğumu kabullenerek bu yaşın tadını çıkarmaya karar verdim :)

Yavaş yavaş kendi hayatımı kurmaya başlamak bana inanılmaz bir heyecan veriyor. Seneye 25. yaşımı hayalini kurduğum Cihangir deki teras katında kutlayacağım buna inanıyorum :)

Geçen sene benim için gerçekten kötü bir seneydi okulum uzamıştı, işim yoktu, birde üstüne en yakın arkadaşım sandığım insanın süper bir yalancı olduğu ortaya çıkınca baya düşünceli bir dönem geçirmiştim.

Bu sene ise çok mutluyum. Taptığım bir ailem , yeni ve muhteşem dostlarım, yapmaktan çok keyif aldığım yarım yamalak ta olsa bir işim var :)

24 sene önce bugün kapkara tombak bir kız çocuğu dünyaya geldi…

Ben…

Ben şimdi büyüdüm..

Büyümeye devam edeceğim…

Sizinle birlikte…

7 Nisan 2010 Çarşamba

What is sexy?


Sürekli Kadın vucudunun, erkek vücuduna oranla çok daha estetik olduğu söylenir ya, işte bu fotoğraflar bunun tam tersini söylüyor.

Google'da gezinirken rastladığım Parker Hurley 23 yaşında, adını ilerde sık sık duyacağımıza inandığım, gelecek vadeden bir model. Biraz kadın dergisi klasiği ayın yakışıklısı tadında bir post oldu ama paylaşmadan edemedim.

Mümkünse Parker hiç giyinmesin :))))






3 Nisan 2010 Cumartesi

Soluk Soluğa



Gazeteden içeri girerken dizlerimin titremesine engel olamıyordum. Bu kocaman okyanusun içinde kendi oyuğunda saklanan küçük bir balıktım sadece. Öyle çekingendim ki, renklerimi bile saklıyordum dikkat çekmemek için… Oysa gökkuşağının her tonu vardı içimde…

Kafamda bu düşünceler dans ederken asansöre bindim. Kabindeki güneş gözlüklü adamı başımla selamladım… Düğmeye bastıktan sonra saçlarımı düzeltip katların çıkışını seyre daldım…

“Parmakların” dedi yanı başımda bir ses…

-Efendim???

“Kimle görüşmeye gidiyorsan parmaklarını rahat bırak onun yanında… Kimse parmaklarını kırmak ister gibi çıtlatan birini işe almak istemez…”

Afedersin ama ben zaten yazıyorum burada! Yani içimdeki parmak katiline karşın beni işe almış birileri…

Gülümsedi…

Cümlemi tamamlar tamamlamaz asansörün kapısı açıldı… İneceğim kata gelmememe rağmen kendimi dışarı attım…

-Size iyi günler…

-Görüşürüz…

Kızmıştım… Ama tuhaf bir şekilde gerginliğimi üzerimden atmama sebep oldu bu konuşma. Geriye kalan iki katı çıkarken gözlüklüde ki güvenin onda birinin bende olması için neleri feda edeceğimi düşündüm…

Editörün katına geldiğimde derin bir nefes aldım, parmaklarıma bakıp gülümsedim sinirlice, ve içeri girdim…

-Selam Güler hanım…

-Selam Derin’cim. Nasılsın bakalım geldi mi yeni yazılar?

-Şeyy evet burada… Köşe için konuşacaktım sizinle bana özel bir köşe verecektiniz hani konuşmuştuk ya geçenlerde..Bir yazı dizisi hazırlamak istiyorum…

Ha evet ama şu an toplantıya girmem gerek sen bırak yeni yazıların haftaya konuşalım olur mu?

Peki, ben gideyim o zaman iyi günler…

Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki sonunu ben bile duyamamıştım…

Asansöre doğru yürürken midem bulandı…

Okyanusu düşündüm tekrar…Beni bir lokmada yutacak büyük balıkları düşündüm…Büyük ihtimalle büyümeye fırsat bulamadan, kocaman çirkin bir balığın midesinde hayallerim yarım kalmış bir şekilde yatıyor olacaktım…

Gazetenin kocaman döner kapısından çıkarken, lobide, bacak bacak üstüne atmış, ilgisizce bir moda dergisi karıştıran gözlüklüyü gördüm… Beni görünce ayağa kalktı …

Parmakların yerinde olduğuna göre görüşmen iyi geçmiş anlaşılan...

Sorma! Şimdilik yerindeler ama biraz sonra kesmeyi planlıyorum nasılsa bir işe yaradıkları yok… En azından yazmak için yormam onları da bir anlık acı hissederler ama sonrası sonsuz huzur!

Sana iyi gelecek şey bir fincan kahve bence…Yarım saatim var ne dersin?

Bir kez daha şaşırdım netliğine…

Tabi ki kahve bütün acımı alıp götürecek değildi … Ama bu ukala adamı merak ediyordum… Birde şu sinir gözlüğü olmasa diye geçirdim içimden…

-Olur ne kaybederim… En kötü ihtimal parmaklarımı yoracak bir hikaye daha çıkar…

Ama kahveyi boş ver Viskiye ne dersin ? Sert olsun…


Devam Edecek...

1 Nisan 2010 Perşembe

Not Myself Tonight!


Çok sevdiğimiz, canımız, ciğerimiz, biriciğimiz Christina Aguilera uzun süren bir aradan sonra yeni single Not Myself Tonight'ı yayınladı. Ben Çok sevdim bakalım sizde sevecek misiniz...

Ps:Önümüzdeki bir hafta blogdan uzak olacağım... Döndüğümde görüşmek üzere...

XoXo :)