30 Mayıs 2010 Pazar

Değişken Ruh Halleri :)



Eski sevgilinin yeni sevgilisi olduğuna üzülmek...

Kızın çirkin olduğunu görüp sevinmek...

Hayat sen ne güzelsin :)))

27 Mayıs 2010 Perşembe

Kediyi Merak Öldürür (mü)?


Küçükken biraz yaramaz bir çocuktum. Başıma türlü türlü işler açmamın sebebi hep yenik düştüğüm merakımdı aslında...

Çocukluğum babamın işi dolayısıyla Sinop'ta geçti. Orda en az benim kadar yaramaz!!! arkadaşım Eda'yla birlikte dünyanın sonunu bulmaya karar vermiştik.

Bizim için Dünya'nın sonu Sinop İnce Burundu.... Haksızda sayılmazdık aslında Türkiye'nin en uç noktasındasın karşında uçsuz bucaksız deniz, "Tamam!", dedik burası dünyanın sonu. Biz bunu keşfetmenin sevinciyle eve döndüğümüzde meraktan deliye dönmüş ailelerimizle karşılaştık. Haksız da değillerdi tabi. Henüz anaokuluna giden iki küçük kız okuldan bir şekilde kaçmış, kendilerince büyük maceralara atılmışlardı. Babam kulağımı çekmişti çok fena, ama acımamıştı ne de olsa dünyanın sonunu bulmuştuk giden bir kulak olsundu :)

Sonra ordan taşındık ben kendime yeni meraklı arkadaşlar buldum. Çoğu kez de başımı belaya soktum. Hırsızık yapsak bizi tutuklarlar mı acaba diye merak edip cips çalıp bie bile yakalanmaktan tutun, acaba ne kadar yüksekten atlarsak bacağımız kırılır gibi gerzekçe :) pek çok deney yaptık.Bu deneylerden acaba babam gibi traş olsam erkek olur muyum deneyi yüzümde küçük bir iz bile bıraktı :D Bunlara rağmen başımıza pek bir şey gelmedi şanslıydık. Hiç bana tuhaf bakışlar atmayın kaçınız acaba sıcak mı diye merak edip coss diye sobaya yapışmadı? :)

Sonunda kazasız belasız bu yaşa geldim. Ama anladım ki "Ömür biter merak bitmez" :)

Geçtiğimiz hafta arkadaşlarımla oturuyoruz. Herşey normal, kocaman insanlar efendi efendi sohbet ediyoruz.Gece saat geç olmuş bahçeden bir tıkırtı geldi!!! Herkes bir durdu, birbirine baktı. Hani öyle anlar olur ya herkes tırsar ama karizmayı çizdirmemek için "Ehe ehe nooldu oğlum öyle?" ,diye sırıtırlar. Bizde de aynen öyle oldu. Benim hissettiklerimse tarifsiz. "Aha acaba bahçede ne var , çok gizemli, bu gizemi çözmeliyim hisleriyle kendimden geçmişim." İkinci tıkırtıda ortamdaki babayiğit arkadaşlardan biri "höyyyyt kim var orda?" diye seslendi. Kızlar korkudan dilerini yutmuş... Bir şey hala tıkır tıkır gelmekte... (Yazının bu noktasında fare çıkacak diyenlere bir farenin eğer mutant değilse o kadar ses çıkaramayacağını belirteyim) Bir süre hepimiz çıt çıkarmadan salonda bekledikten sonra "amaaan ben bi bakiyim!" , diye kalktım yerimden. Hani korku filmide falan olsam. "Dur ben şu karanlık ormana bir bakayım katil var mı yok mu? diye anında ölürüm :) Bahçe kapısına yöneldim, kapıyı açarken acaba elime bi bıçak, sopa ne bileyim mançıka falan alsamıydım diye düşünceler sıralandı zihnimde...



Veeee kapıyı açtım!!!

Hiç birşey yok??? Ama bir şey çöpü devirmiş. Tam arkamı döndüm "yok burda bir şey", derken, iki bacağımın arasından komşunun salak kurt köpeği çıktı ve ben o korkuyla öyle bir ciyaklamışım ki 2 dk sonra komşu kapıya geldi bir şey mi oldu diye.

Hayır sen köpeksin dimi bi havla bir şey yap sinsi sinsi yaklaşılır mı öyle...


Arkadaşlarımın gülüşleri eşliğinde Aptal köpekciği (Köpekcik diyorum ama boyum kadar kendisi) sahibine götürdükten sonra, eve döndük...

Sonrasında ne mi yaptık? Acaba iki şişe birayı fondiplesek çok sarhoş olurmuyuz diye merak ettik...

...

Sonuç... Merak ne güzel şey, güzel şey merak :)

Burdan benim fondiplemediğimi anlamışsınızdır sanırım:))) Meraklıyım ama saf değilim... Burdan arkadaşlarım Eylül ve Can'a geçmiş olsun dileklerimi iletiyor onlara bir kaç gün alca seltzer almalarını öneriyorum :)))

Gününüz Güzel Geçsin :)

26 Mayıs 2010 Çarşamba

When dreams come true...


Bundan 6 ay önce Burada kendimle ilgili 100 madde karalamıştım. Gecenin 3 buçuğunda kendimi anlatmıştım gözümde bir damla uykuyla… İşte o yazıda 24 Ve 25.. maddelerde bir hedefimi yazmıştım…

24.Gazeteci Olmak İstiyorum…
25. Gazeteci Olacağım!


Yazarken kendime inanıyordum ama bu kadar kısa sürede olacağını tahmin etmedim hiç .Bu blog sayesinde daha 1 yılı bile tamamlamadan pek çok hayalime göz kırptım. Önce hayalimdeki dergide yazmaya başladım. Ama gerçekte istediğim “Acar bir gazeteci”olmaktı :) Ve en sonunda çok istediğim bir gazetede editör olarak işe başladım. Hangi gazete olduğunu söylemiyim ama bunu sizine paylaşmak istedim . Çünkü beni bu 10 aylık macerada hiç yalnız bırakmadınız. Güzel yorumlarınız mailleriniz beni çok çok mutlu etti. Biraz veda gibi oldu dimi son cümlelerim :)Hemen söyliyim Blogu bırakmayı düşünmüyorum. Çünkü blogger kimliğini bir kere taşımaya başladı mı bırakamıyor insan :) Ben yine yazmaya devam edeceğim siz de takip etmeye devam ederseniz ne mutlu bana :)

Çok sevdiğim "Simyacı" kitabında Kişisel menkıbeni gerçekleştir, Düşünün peşinden git diyordu…

Ben gittim ancak daha çok düş var peşinden koşacak…

Ama artık yüksek topuklar üzerinde koşma zamanı :)

Büyüdüm ben…

Ps: Bu yazıyı yazarken Michael Buble- Feeling Good çalıyordu.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Haydi Gençler Pikniğe!


Çimlere yayılmış insanlar ellerinde içecekleriyle oturup muhabbet eder, çocuklar köpekleriyle oynar, yetenekli gençler ip atlar, top zıplatır, herkes güler eğlenir…

Anadolu yakasında oturanlar Caddebostan sahilinin hafta sonları ne kadar keyifli olduğunu bilir…

Biz de bu güzel ortamı sevdiğimiz için beton yığınlarının arasından çıkıp biraz güneş görmek biraz çimlere basıp elektriğimizi atmak için; Caddebostan sahiline attık kendimizi. Haftanın 3 günü kebap, pizza ve türevlerini yiyip iki gün kan ter içinde spor yapmaya çalışan insanlardan olduğumuz için bisikletlerimizi yanımıza aldık. İlk başta her şey güzeldi mutluyduk , huzurluyduk… Devamı İçin...Tık Tık :)

23 Mayıs 2010 Pazar

Ayran Vs Pepsi


Üniversitede okumuş olduğum bölüm yüzünden reklam filmlerine ayrı bir ilgim var. Herkes dizi,film arasında zap yaparken ben reklamlara takılıp kalırım. Ancak geçenlerde Kenan İmirzalıoğlu’nun oynamış ya da katletmiş olduğu Pepsi reklamını görünce televizyondan koşarak uzaklaşmak istedim.

O nasıl kötü bir senaryodur, nasıl kötü bir oyunculuktur, pepsinin uyguladığı nasıl bir stratejidir nasıl nasıl nasıııl???

Pepsinin alt kültüre ulaşmak istediğini Seda Sayan’lı reklamlarda anlamıştık, o bitti köylü kızı çıktı o da bitti Kenan ve yurdum kadını ikilisi çıktı…

Pepsi’nin reklamlarında popüler yıldızları kullandığını zaten biliyoruz ama özellikle gençlere hitap eden cool bir marka olması gereken pepsi bence bu reklamlarla kendi imajını alıp yerden yere vurmaktan başka bir şey yapmamış…

Yurdum insanı Kenan İmirzalıoğlu’nu "Vay Ezel Gardaşım benim artık ayran yerine hep pepsi içicem!" diye bağrına basar mı bilinmez ama Pepsi benim için bitmiştir… Reklamda tek takdir ettiğim karakter 3g kullanmayı benden iyi kotaran başörtülü teyzedir!

Ps: Pepsi’ye bir dahaki kampanyasında Polat Alemdar’ın bir yandan adam vurup bir yandan pepsi içmesini öneriyorum. Hadi bakalım para falan da istemem bu cin fikrim için alın tepe tepe kullanın :)

21 Mayıs 2010 Cuma

Yaz Esintisi...



Hani bazen her şeyi bırakıp gitmek ister insan… Ordan oraya savrulmak ister… Kışın yoğun geçen bir gün sonrası sıcacık bir kumsalda ayaklarını pırıl pırıl denize sokmak ister… Güneşin altına yatıp teninin kızarmasını izlemek, Palmiye ağaçlarının gölgesinde kitap okumak ister.

İşte buradasın, hayatın en güzel yerinde!

Huzur nedir diye sorsan ona benim diye haykırır. Turkuaz deniz seni çağırır içine, dalgalar bizimle gel diye fısıldar… Gözlerini kapatırsın sadece suyu hissedersin bedeninde…Denizin içinde pembe ojeli ayakların , aralarından geçen minik turuncu balıklar… Suyu kucaklıyorsun uçsuz bucaksız denizde…

Gidebildiğin yere kadar git, özgürsün…

Hayatın en güzel yerindesin…

Tadını Çıkar…

KATE MOSS VOGUE PARIS JUNE/JULY 10








17 Mayıs 2010 Pazartesi

Yumurta Bile Kıramamcılar Buraya!



Yemek yapamadığımı duymayan kalmadı :)

Övünmüyorum aslında Ayy şekerim inanır mısın yumurta bile kıramamcılardan değilim. Biraz yumurta biraz, makarna idare ediyorum…Bugüne kadar erkek arkadaşlarıma da de ancak makarna pişirmişimdir. Yani erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer doğru bir mitse benim sonsuza dek bekar kalacağım aşikardır :)

Yinede yemek konusundaki yeteneksizliğim, yemek bloglarına olan sevgimi etkilemiyor. Küçükken de evde oturur annemin “sofra” dergilerini karıştırırdım. Yapmayı pek denemedim ama yemek resimlerine bakmak bile eğlenceliydi benim için… Bu yemek resimlerine bakma huyum o günlerde kalma… Canım sıkıldıkça Cafe Fernando’ya girip sanat eseri tadındaki yemeklerine bakıp, hikayelerini okuyup keyifleniyorum… Yalan yok bi günden bir güne
“Hadi şu sıcak karamelli bilmemneyi yapmayı deniyim” demedim. Çünkü biliyorum denesem çuvallayacağım, sonra hırslanıp yemek yapmayı öğreneceğim, sonra şahane yemekler yapacağım, Fernando’ya rakip bir blog açıp patlatacağım en sonunda Fernando işsiz kalacak!

Yazık! :)


O yüzden bu yemek işine hiç bulaşmıyorum ve önünüzdeki işi bırakıp hamarat Fernando’nun bloguna bir bakın diyorum . İnanın pazartesi sendromlarınızı, sevgiliyle ettiğiniz kavgayı, patronunuzdan yediğiniz fırçayı, ekonomik krizi falan her şeyi unutup mutfağa girmek isteyeceksiniz… Ya da benim gibi restoranlara gidip “Ben böyle böyle bir yemek okumuştum ondan var mı sizde?” diyeceksiniz :)

Eğer terciğiniz yemekleri denemekten yana olursa ben gelir, seve seve tadar yorumlarımı yaparım…


Zahmet olmasın mı ?

Ne zahmeti canııııım !Hiç olur mu görevimiz :)








Fotoğrflr: Cafe Fernando

14 Mayıs 2010 Cuma

Leighton Meester Emilio De La Morena Dress


Leighton Meester'ın giymiş olduğu bu güzelim Emilio De La Morena elbiseye aşık oldum...Benim olsaydın keşke sen elbiseee...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Necla; Konsolumu Getir. Maç Yapıcaz !!!



Biz kadınlar karşı cinsi etkilemek için bin bir çeşit taktik uygularız…


Arkadaş sohbetlerinde içkili keyifli ortamlarda dağda, bayırda bir kadının flörtleşmek için seçtiği en kötü yol erkeklerin ilgi alanlarına dalmaktır.

Şöyle ki ; Bir muhabbet esnasında elektronik oyunları seven bir erkeği etkilemek için ortak bir ilgi alanı yaratmaya çalışan kadın. Aaa bende playstationun hastasıyım süper Fifa oynarım der.İşte ne olursa o anda olur O kadın erkeğin gözünde bir anda değişir muhteşem bir insana döner. Az önce sadece sevişmek istediği kadın bir anda bambaşka birine dönüşmüştür.Artık Seviştikten sonra hep beraber turnuva düzenleyebilirler,bira yuvarlayabilirler hatta maça bile gidebilirler. Erkek bu hisler içinde hazdan haza koşarken kadın başarıyla uyguladığı taktiğin gururunu yaşamaktadır.



Ama bu oyunlara girişmeden önce biraz altyapı hazırlanması gerekmektedir.

Mesela manager diye bir oyun vardır dünyanın en sıkıcı futbol oyunudur. Ortada koşan adamlar falan olsa hareket olur diycem ama yok sadece ekrandan oyuncularına taktik veriyorsun böylede abidik gubidik bir oyun. Artık bu oyunu çıkaran nasıl bir pazarlama taktiği uygulamışsa helal olsun oyunu patlatmış parayı vurmuştur. Yoksa bu oyununun satması için tek bir mantıklı sebep bulamıyorum.

Neyse bir gün arkadaş ortamında Brad Pitt çocuklardan biri bilgisayar oyunlarına meraklı olduğunu söyleyince benim çakal arkadaşlarımdan biri ciyaklar "Nee manager mıııı bayılırım ben muhteşem bir oyun her gece oynuyoruaağamm" diye tabi bu kızcağız bilemez iki hafta sonra çocuğun evinde toplandığımızda “hadi gel kapışalım” deneceğini :)

O yüzde bir yalan söylenecekse, derse birazcık çalışılmalıdır…Yoksa fena çuvallanır…

Buna en güzel örnek Lisede şiire meraklı bir çocuktan hoşlanıp "ahh bende şiiri çok severim" diye konuşup… "En sevdiğin şair kim?" diye sorduğunda Celal Süreyya dememdir… En azından soyadını tutturdum diye şimdi kendimi avutsam da tek bildiğim duygusal mısraların Backstreet Boys şarkılarında geçiyor olması ergenliğin şanındandır… Yoksa şimdilerde şairleri bilirim ama yine de şiir sevmem :)

Sevgilisi fanatik fenerli diye her maçta sokaklarda formayla gezen kızlar, Motor tutkunu sevgilisi yüzünden motorun arkasında sırtı tutulanlar, Sevgilisinin kedi sevgisi yüzünden alerjisi azanlar, Bira sevmediği halde önündeki fıçı birayı yudumlamaya çalışanlar, Arabaların sadece rengini bildiği halde beygir gücü hakkında atıp tutanlar sözüm size;

“Yalnız değilsiniz!” :)


Biz nye bu kadar kasıyoruz anlamıyorum. Onlar bizim ilgi alanlarımızı bu kadar önemsiyorlar mı sizce ? Erkek arkadaşınız gelip "aaaa sevgilim Marc Jacobs’un İlkbahar yaz Editoriallarını gördün mü ne şahane diyor mu ?

Eğer diyorsa öpüp başınıza koyun…

Yok değerini bilmeyecekseniz ayrılınca bana haber verin :)


“Fotoğraflar en yakın arkadaşlarımdan çağrıyla maç yapma girişimimiz sırasında çekildi, Hiç gol atamadığım gibi bir de çirkinleşip onun oyununu bozmaya çalıştım.Bunlar erkek işi ben moda dergilerimle mutluyum ki :)”Resmi Büyük görmek için üzerine tıklayın


Ps: En üst resimdeki playstationu sırf rengi için alacaklar parmak kaldırsın :)))

Çok Tatlısın Güzelsin Şekerci Mi Baban Senin ?




Mimleri severim bana gelenleri daha bir severim :) Bu sefer'de Sweet Blogger Ödülü ile KorayCaner StyleBoom ve Can Direkli tarafından ödüllendirilmiş bulunmaktayım :) Tanımaktan çok mutlu olduğum ve dünya tatlısı olan 10 bloggera ödülü dağıtmaya geldi şimdi de sıra...

İşte tatlılarım :)

*Yazılarını büyük bir keyifle okuduğum ,Lizard Queen
*Stiliyle herkesi büyüleyen Cindrella Under The Umbrella
*Asmalı Mescit yoldaşım tatlı Nazlı
*Zevkli seçimleri ve klas tarzıyla Ozan Alçın
*Her yazısında kendimden bir parça bulduğum Hazal Hazal
*Kendi deyimiyle ayakkabıkolikşirin mi şirin Duygu
*Bu aralar blogundan uzak olsada hep aklımda olan güzeller güzeli ZilanDilan
*İzmir'in trend avcısı Seda
*Blogunu okuduğunuzda en yakın arkadaşınızı okuyor hissine kapıldığınız Zet
*Ödüllü Bloggerımız cam boncuk kraliçesi Billur


Daha pek çok sevdiğim blog var ilk aklıma gelenler bunlar. Aslında bu ödül hergün okuduğum ve çok keyif aldığım pek çok bloggera gelsin :) Tatlılarım beniiiiimm :)))

9 Mayıs 2010 Pazar

Yorucu Sevgilim Paris...



Biz 4 gün boyunca paris’te yürüdük...

Öylesine söylemiyorum sadece yürüdük ayaklarımız kopana kadar , renkli metro hatlarında kaybolup pembe ,kırmızı çizgilerde kendimizi bulana kadar yürüdük…

Aşık olacağımı sandığım Paris’i sevsem de yorucu bir sevgili gibi buldum… Oradan oraya savrulmaktan ne zaman gittim ne zaman döndüm hiç anlamadım…

Biz pariste çok yürüdük, çok güldük, şarapları götürdük, şüpheli bir domuz jambonu yedik , Metroda kaybolduk, Heryerde Türkler gördük, Fransız garsonların gıcık, servisin kötü olduğunu öğrendik, Paris’te yaşayan siyahların çok sıcakkanlı çok yardımsever olduklarını gördük, Parisien kadınların çok şık olduğunu, yüksek topukların zerafetini onlar kadar iyi taşıyan olmadığını farkettik. Şanzelize'ye bayıldık, Chanel, ve Louis Vuitton’un vitrinlerine öldük, Şanzelize'de küçük bir çin lokantası keşfettik, içindeki her şeyi yedik. İçtiğimiz en iyi Long island’ın Şanzelize'de "Eleven" adlı şirin bir pubda olduğuna karar verdik.Moulin Rouge’un sokağında Striptiz izliycez diye girdiğimiz yerin pavyon olduğuna karar verip paramızı yakarak koşarak kaçtık :) Gece 2 de hamburger yedik , yürümekten gerilen sinirlerimiz yüzünden birbrimizi yedik, Notre Dame da kafasız azizin hikayesini dinledik amma kafasız adammış dedik geyik yaptık, Fransızcanın dünyanın en seksi dili olduğuna karar verdik, her köşe başında öpüşen aşıklara özendik, bolca bulunan evsizlere üzüldük. Notre Dame’da küçük bir pastanede muhteşem bir ekler yedik. Fransız kadınların çok çok sigara içtiğine kanaat getirdik, Metroyu kaçırmamak için koştuk sokaklarda atladık zıpladık….

Kısacası Biz Paris’i çok sevdik o bizim onu ne kadar çok sevdiğimizi bilmese bile…












7 Mayıs 2010 Cuma

Slashed Leggins Ve Gözyaşlarım!



Paris macerama üzülenler vah vah yazık bu kıza diyenler dikkat!!!

Yeni bir hikayeyle karşınızdayım ama bu sefer bana üzülür müsünüz yoka "saftirik seni iyi olmuş" mu dersiniz bilemiyorum :)

Bir "Slashed Legging" modası almış başını gidiyor. Bende "do it yourself" projelerinde ne kadar başarısız olduğumu bilmeme rağmen taytıma kesikler atmaya ve süper seksi! olmaya karar verdim. Aldım maket bıçağımı ve başladım kesikleri atmaya... Hikayenin bu kısmında kafam güzel değildi sadece biraz uykusuzdum ama hala bunu nasıl başardım kendime sormaktayım. Kesikleri orantılı atabilmek için taytı üzerimde, evet üzerimde kesmeye kalktım!!! Sonuç; Hem abuk subuk kesilmiş bir taytım oldu, hem de bacağımda sıra sıra kesikler.

Ben bu bacaklarla bu yaza süper bir giriş yaparım kendime kocaman bir alkış istiyorum:D

Bir daha da Do it Yourself falan hak getire... Gider alırım en azından kendimi yaralamam kardeşim :)

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Paris Notları:COCA COLA LIGHT BY KARL LAGERFELD



Şimdi size pariste alışveriş yapamayan bir alışverişkoliğin içler acısı hikayesini anlatacağım...

İlk üç gününü paris'in güzelliklerini görerek geçirmek isteyen saftrik mia alışveriş olayını son iki güne bırakmıştır. Cumartesi ve Pazar. Daha önce gden arkadaşlarından pazar günleri alışveriş merkezlerinin açık olduğu bilgisini alan mia cumartesi günü yani tam 1 mayıs!!! ve ertesi bütün dükkanların kapalı olduğunu görür :( Paris'e gittiğinde alışveriş yapmak için para biriktiren mia vitrinlere yapışır iç çeker ama hiçbirşey alamaz...



Boş sokaklarda gezerken, Colette mağazasında Coca Cola Ligt by Karl Lagerfeld limited edition şişelerini görür aşık olur... tanesi 2 euro olan şişelerden herkese birer tane hediye almak ister ama alamaz... Gözleri dolar(abartmıyorum) ve kös kös oteline dönüp uçağına yetişmek için boş valizlerini kapatır...

Bu da Mia'nın trajik hikayesidir...


Poz verirken gülümsemeye çalışıyorum ama ağladım ağlıycam :)))



Ps; Paris hikayemi anlatmaya devam edeceğim ama cektiğimiz resimler arkadaşımın makinasında kaldı.Zaten çok resmimiz yok makinamızın şarjını evde unutmuşuz oda ayrı bir hikaye:)

Yazarken ben bile kendi halime üzüldüm neyse canım sağolsun :)


Gününüz Güzel Geçsin...