29 Kasım 2010 Pazartesi

Marion Cotillard'ı neden seviyoruz?

Photobucket


Marion Cotillard kızımızı ilk kez Jeux d'enfants filminde izlemiş ve büyülenmiştim.

Hatta o zamanki erkek arkadaşım "Bak kız ne güzel bir kot bi gömlek geziyor. Siz moda diye tutturmuş gidiyorsunuz" diye anlamsız bir çıkışta bulunmuştu :) Marion kızımız ünlendikçe kot ve kareli gömleğini çıkarıp bir kenara attı ve ünlü moda dergilerinin editoryallerini süslemeye başladı. Bu harika kareler Ellen von Unwerth tarafından Tatler dergisi için çekilmiş.

Keyfini çıkarın


Photobucket


Photobucket


Photobucket

Photobucket


Photobucket


Photobucket

28 Kasım 2010 Pazar

Uyanış

Photobucket


Tenime değen soğuk çarşaf tüylerimi diken diken yaptı…

Önceki gecenin sıcaklığı buz kesip, tenime dokunduğunda pişmanlığın ruhuma işlediğini hissettim. Oysa pişmanlık sadece insanın kendini kandırmak için oynadığı bir zihin oyunuydu. Bir önceki gece hazdan hazza koşan bedeni suçlu gösterip ruhu suçlulukla arındırmaya çalışmaktı.

Oysa o haz her şeyden daha gerçekti..Çarşafın altından bedenime baktım, Işığın yansımasıyla karnımdaki yara izi daha belirgin göründü gözüme… On yaşında kardeşimle sahilde oynarken kayalıklardan düşmemle oluşan belirsiz izi nasıl öptüğünü düşündüm. Bana göstermediğin şefkati küçük bir yara izine göstermen komikti. Gülümsedim… Gülümsemeni düşündüm… Ya da ne kadar az gülümsediğini… Hiç kahkaha atmadığını… Senden zorla kopardığım tebessümdü belki de beni bu çarşafın altında gizlenmeye iten. Burada her şey daha gerçekti. Dudaklarımı ısırışın, çenemi kavrayışın, içime işlemiş bedenin, nefesime karışan nefesin. Hepsi gerçek hepsi yalın… Gülmesen de olurdu zaten...

Çarşafı belimden aşağı doğru sıyırdım. Banyoya doğru ilerlerken gözüm aynadaki aksime takıldı… Bedenimi inceledim… İyiyle kötünün bir karışımıydım sanki. Saçlarım iç içe geçmiş, dudaklarım kızarmıştı. Yine de halimden hoşnuttum. Sen ne kadar yüzümdeki masumluğu sevsen de ruhumda şeytanlar cirit atıyordu.

Kalbimi her kırdığında o şeytanlardan birini serbest bıraktım. Özgür kalan şeytan her şeyi ele geçirdi. Seni, beni, bu yatağı…

Üzerime senin aldığın elbisemi geçirdim.

Sen duşta kendi günahlarını üzerinden kazımaya çalışırken kapıdan bir adım attım…

Bir daha asla dönmeyeceğim eve son bir kez bakarken içimdeki bütün şeytanları kapının ardında bıraktım…

Dışarı da soğuk havayı içime çekerken gülümsedim.

Ben özgürdüm, sen yalnız…

Gülmesen de olurdu zaten...

23 Kasım 2010 Salı

Burcu Kuru- The Road

Photobucket


Hala çaresizce özgürlüğü arıyorum, düşlerimi bir çantaya sığdırıp en uzağa gitmenin hayalini kuruyorum, mesafeler korkutmuyor beni, onlarla sevişmenin hazzını yaşamak istiyorum…


Hiç durmadan koşmak, gökkuşağının altındaki küpe ulaşmak, elimdeki balonları havaya savurmak, ruhumu şeytana satmak istiyorum…


Hadi kalk yerinden!


O yıllardır istediğin motora atla, topuklu ayakkabılarını sakın çıkarma!


Kadınsın sen! Tüm kuralları yıkabilirsin. İstersen dünyayı keşfe çıkabilir, okyanusa ayağını sokabilir, köşedeki adamı öpebilir sonra da arkanı dönüp gidebilirsin…


Hadi git!


Bırak özgürlüğün hayallerinle buluşsun…


Bırak yol seninle buluşsun…


Model: Gamze Biran

Fotoğraf: Seren Dal

Hikaye: Miray Uçar

Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket



Photobucket

Photobucket

Adını ileriki günlerde sıkça duyacağımız Burcu Kuru çok genç ve yetenekli bir tasarımcı. Kendisi benim üniversiteden arkadaşım olmasının yanı sıra renklerle oynamayı seven cesur bir moda oyuncusu.

Burcu’nun tasarımlarını herkesten önce çok sevdiğimiz dünya güzeli Blogger Cindrella'ya giydirdik ve ortaya Seren Dal tarafından çekilen bu muhteşem kareler çıktı.

Ben de Burcu Kuru giymek istiyorum derseniz Galata'da ki Building' te ve Akmerkez Fashion Up'ta Burcu’ nun rengarenk kıyafetlerini bulabilirsiniz.

Daha fazla bilgi için http://www.burcukuru.com/‘a tıklayabilirsiniz.

17 Kasım 2010 Çarşamba

Kıskançlık (:

Ne zamandır yazıcam hep erteliyorum. Ama artık bugün kıskançlığım tavan yapınca yazmaya karar verdim :)

Blonde Salad diye İtalyan blogger bir kız var.

Kendisi;

Şöyle bir güzelliğe...

Photobucket


Böyle bir ayakkabı koleksiyonuna...

Photobucket


Photobucket


150 milyon tane Chanel çantaya...

Photobucket


Üzerine de böyle bir sevgiliye sahip!

Photobucket


Photobucket


Ben bu kızı yolarım!!! der bu postu bitiririm :)

16 Kasım 2010 Salı

Christina Aguilera Burlesque'de döktürüyor

Photobucket


Beni lise zamanlarımdan beri tanıyanlar nasıl çılgın bir Christina Aguilera fanı olduğumu bilirler.

Bugüne kadar çıkardığı bütün albümleri almış, hakkındaki tüm haberleri okumuş, hatta geçen yıl “Var mısın Yok musun” yarışmasına geldiğinde stüdyoya konuk olabilmek için elimden geleni ardıma koymamış biri olarak Xtina'nın “Burlesque” müzikalinde oynayacağı haberini çılgınca bir sevinçle karşılamıştım.
Filmin çekim aşaması uzadıkça uzayınca bende Burlesque'yi unuttum gitti. Ancak filmin dün Amerika'da izleyiciyle buluştuğunu öğrenince içimdeki heyecan tekrar alevlendi...

Klişelerle bezeli trailer’ı saymazsak Christina'nın filmdeki performansıyla Oscar bile alabileceğini söylesem abartmış olmam sanırım. Filmin Türkiye'de gösterim tarihi 7 Ocak olarak belirlenmiş. Ancak yakında film internete düşer. Yine de bu muhteşem müzikali sinemada izlemenin tadı bambaşka olacağı için. Ocağa kadar sabırla bekleyip şimdilik trailerla idare etmeyi düşünüyorum :)





Photobucket


Photobucket

15 Kasım 2010 Pazartesi

Evlenmeden Ol-maz!

Photobucket


Salonda annemle otururken telefonum çalıyor...

Arayan arkadaşımla kısa bir sohbetin ardından telefonu Cenk’e selam söyle diye kapatıyorum…

Annem başını farmville oynadığı bilgisayardan kaldırıyor.

Cenk kim kızım?

Elvan’ın erkek arkadaşı diyorum önümdeki portakalı soymaya çalışırken. Elvan’da ne yapıyor bu saatte? derken ilgisi oynadığı oyundan iyice dağılıyor. Ben hala portakala odaklıyım çok umursamadan cevap veriyorum.

Birlikte yaşıyorlar.

Annemin gözleri büyüyor hah diyorum birazdan cık cıklar gelecek…

Peki ailesi ne diyor bu işe?

Sorulardan sıkıldığımı anlatan bir tonda sabırla cevaplıyorum…

Biliyorlar zaten anne!!!

Hah işte beklediğim cık cıklar geliyor… .

Normalde cevap vermemek en akıllıca seçim değil mi? Ama nedense konuyu uzatmak için dayanılmaz bir istek duyuyorum. Ne var bunda bence çok doğal. Ben de doğru bir insan olduğu takdirde aynı evi paylaşabilirim.

Annem korkutucu bir sakinlikle bilgisayarı yavaşça kucağından indiriyor. Nasıl yani seeen, evlenmeden başka bira adamla yaşayacaksın!

O "adamı" öyle bir tonda söylüyor ki ben bile her an fikrimi değiştirebilirim. Kiim been, bir adamla mı? öğğ iğrenç nasıl yaşanır bir adamla aynı evde Allah beni kahretsin falan diyebilirim :)

Yaşıycam demiyorum anne dikkatini çekerim. Ama şu an önümde evlenmek mi, birlikte yaşamak mı? diye iki seçenek olsa atlaya zıplaya ikincisini tercih ederim.

Annemin bakışları beni iyice küçümser bir hal alıyor. "Senin erkek arkadaşın sana böyle bir teklifle geliyorsa zaten sana değer vermiyordur benim saf kızım" diyor. Ben ne dersem diyeyim annelik denen enteresan ruh haliniş değiştirmek pek mümkün olmadığı için sesimi çıkarmayıp gelip buraya yazmayı daha akıllıca buluyorum.

Son derece modern bir ailede yetişmiş, yurtdışında büyümüş, babasının baskısına rağmen iş hayatına atılmış bir kadının şu anda bu tarz bir düşünceye sahip olmasını açıkçası aklım almıyor. Burada ama toplum bazı şeylere izin vermiyor diyenlere de toplum bizi birbirimize yalan söylemeye itiyor diyorum. Çünkü üniversitede gençlerin çoğu birlikte yaşama deneyimini gizli saklı da olsa yakalıyor. Bu oran İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde çok daha fazla çünkü başka illerden gelen gençler aa burası ne kadar rahatmış oh ailemde yok şimdi istediğimi yapabilirim gazıyla zaten ne yaşamak isterlerse yaşıyorlar.

Kimsenin kimseyi kandırmasından yana değilim ama kendi anneme de bütün annelere de soruyorum;

Kızınızın kendi ayakları üzerinde durmasını, kendi parasını kazanmasını, isterse onu seven bir adamla aynı evi paylaşmasını, düşüncelerini kimseden korkmadan açıkça ifade etmesini mi isterdiniz?

Yoksa üzerindeki baskıdan kaçmak için yanlış bir evliliğe adım atıp, karşısındaki adamın iyi mi kötü mü olduğunu bilmeden evlenmesini mi? Daha kendini tanımadan başka bir adamın nüfusuna geçmesini mi?

Toplum, aile, şu, bu kurallarını kafamızdan silersek herkes sevdiği biriyle aynı evi paylaşmayı ister…

Ve bunun tek çaresi imzayı basmak değildir, olmamalıdır.

Nokta!

14 Kasım 2010 Pazar

Put a ring on it!

Photobucket


Küçükken Barış Manço'nun yüzüklerini çok eğlenceli bulurdum teyzemin bütün yüzüklerini parmağıma geçirip nane limon kabuğu bir tutam zencefil aman ha ha hapşuuu diye şarkı söylediğim günler daha dün gibi :)

Aklıma Barış Manço'yu getiren geçen yılın favori trendi yüzükler bu sezon da tahtını kimseye kaptırmıyor. Bu yıl heryeri ele geçiren 50 lerin zarif kadınlarına inat parmaklarınızı yüzüklerle doldurmak eğlenceli olabilir.

Tabi bu yüzüklerin en büyük tamamlayıcısı kısa ve koyu renk tınaklar. Etrafta Tina Turner tadında dolaşmak istemiyorsanız göz alıcı uzun tırnaklarınızı bir de yüzüklerle süsleyip gereksiz bir kalabalık yaratmayın derim :)

Benim favorim ikili yüzükler ve büyük taşlı olanlar.

Sizin arzu nesnesi yüzüğünüz hangisi?

Photobucket


Photobucket


Photobucket


weheartit

I am Back Bitches Desem Nolur ki?

Photobucket

Monotonluk kimi zaman güzeldir diye fısıldamıştı bir ses kulağıma... O zamanlar dinlemedim. Hayat denilen şey roller coastera benzer, hızlı yaşa güzel öl gibi kendi içlerinde kendileriyle çelişen arabesk hayat felsefelerine sarılmıştım... Şimdi kulağıma fısıldayan o tanıdık ses ben demiştim diye gülümsüyor bana...

Her sabah aynı yerden alınan kahvenin kokusu, yürüdüğüm yol, sayfalarına dokunduğum kitap, tırnaklarımdaki mavi oje, elini tuttuğum adam, güldüğüm, kızdığım, üzüldüğüm her şey monotonluğun en derin hazzını yaşatıyor bana...

Bazen mutlu olmak sadece yaşama isteğini getirse de yazmamak yaşadığın herşeyi eksik hissettiriyor.

O zaman devam ediyoruz...

Yenilenmiş, büyümüş, büyülenmiş olarak...