27 Ocak 2011 Perşembe

İspanyol Ateşi

Photobucket


Geçtiğimiz hafta mailboxuma düşen bir mail beni sevince boğdu. Koray Caner bu aralar yerlerde sürünen sosyal hayatımı hissetmiş olmalı ki beni ve diğer Bloggerları Torro Tapas Longue'a eğlenmeye ve İspanyol mutfağının lezzet denizinde yüzmeye çağırıyordu.

Bugüne kadarki yemek deneyimlerimi toplayıp size bir tavsiye vermem gerekirse Paella, Tapas ve Sangria üçlüsüne asla hayır demeyin derim. E tabiî ki bizde hayır demedik ve soluğu önce Ayşegül ’ün’ davetlisi olarak Lee lansmanında sonrasında da heyecanla beklediğim Torro Tapas’ta aldık. Elimde Lee yeni sezon lansmanına dair fazla fotoğraf olmadığı için onu daha sonra yazacağım.

"E peki ne yaptın?" diyorsanız ben susayım fotoğraflar konuşsun :)

Photobucket


Zet le enfes Sangriaları hüpletirken :)

Photobucket


Cindrella bana bir "Ne giydim?" fotoğrafı da çekti :)

Çizme Bershka

Elbise Zara

Hırka ve Çoraplar Topshop

Photobucket


Ve gecenin sonunda Used Look ’un şapkasını çeldım:P

Photobucket


Siz de Torro Tapas’ın müthiş yemeklerine ve leziz Sangrialarını tatmak isterseniz.

Adresi Asmalımescit Mah. Jurnal Sokak No:10 Tepebaşı

Koray Caner ve Torro Tapas ekibine tekrar teşekkürler :)

21 Ocak 2011 Cuma

Ben geçtiğimiz hafta...

Photobucket


Taksim’in arka sokaklarında Urban diye bir mekan keşfettim… Görünüşüne, sıcaklığına, içindeki insanlarına bayıldım. Bir dahaki sefere koca bir şişe şarap yuvarlamaya karar verdim.

Bir ara televizyondan takip ettiğim Mahşeri Cümbüş’ü kendi mekanları Hayalhane’de izledim. Doğaçlama tiyatronun en iyileri olduklarına karar verdim.

Lucca’da Sütlü çay içtim, beğenmedim :)

Sevgiliye ayva reçeli yaptım. Beğenmediyse bile beğendim dedi.

Burcu Kuru’nun Sample Sale’ına gidip rengarek tasarımlarının arasında kendimi kaybettim.

Jennifer Page’in Crush şarkısını 150 kez dinleyip kadının neden tek bir şarkıda sönüp gittiğini anlamaya çalıştım... Anlayamadım.

Sevgiliyi yanağından ısırdım.

Kolumu kapıya vurdum. Vücudumda geçmek bilmeyen morluklardan birine daha merhaba dedim.

Yıllardır bana sürekli kazık atan Turkcell’e elveda deyip hattımı değiştirdim.

Love and Other Drugs ve Eyvah Eyvah 2’yi izleyip bolca güldüm.

Alix Avien’in çatlayan ojesini deneyip ofistekilere sanat eseri tırnaklarımla hava attım.

Konya’nın etli ekmeğini deneyip onun etli ekmek değil lahmacunumsu bişey olduğuna karar verdim.

Sevgiliyi burnundan ısırdım :)

H&M’in ilkbahar yaz koleksiyonundaki yeşil çantanın hastası oldum.

İsabel Allende’nin kaleme aldığı Ruhlar Evi’ni okumaya başladım.

Kırmızı deri eldiven aradım yine bulamadım ama hergün yeni bir umut demek bu hafta bulacağım kararlıyım! :)

İyi hafta sonları...

20 Ocak 2011 Perşembe

Çıplak Diyaloglar

Photobucket

Anne Hathaway'i sever misiniz?

Hanı şu “Devil Wears Prada” filminde ki koca ağızlı, beyaz tenli, gülünce yüzünde güller açan kız?

Haa bizim Anne demeniz olası zira Anne’nin üzerine yapışmış bir Hanım Kız imajı var ve bir türlü bundan kurtulamıyor.

Bunda Acemi Prenses gibi 9-15 yaş arası bir filmle ortaya çıkmasının payı büyük.

Anne bundan çok sıkılmış olmalı ki. Neredeyse 30 uma gelicem aşın artık bunları demiş ve son filminde bir güzel sevişmiş. Rol arkadaşı da Jake Gyllenhaal olunca müthiş bir elektrik ortaya çıkmış. Filmin oldukça açık sahneleri var. Zaten afişten de belli. Ay ben hayatta seksli film izleyemem diyorsanız zaten gitmeyin :)

Benim asıl ilgimi çeken… İkilinin yataktaki diyalogları. Hayatlarını birbirlerine pek açmayan çiftimiz film boyunca en dürüst hallerini yatakta sergiliyorlar.

Çıplak halde uzandıklarında hayallerini, korkularını, olmak istediklerini, asla olamayacaklarını en açık şekilde anlatıyorlar. Bağlanma korkularının altında yatan gerçek nedenler ortaya döküldükçe filmi bırakıp kendi hayatınızı düşünüyorsunuz birkaç dakika…

Ben daha fazla anlatmayayım gidin, izleyin çıplak halinizin en yalın haliniz olduğunu görün…

Photobucket


Photobucket


Photobucket

19 Ocak 2011 Çarşamba

7 gün sonra öleceksiiin!

Photobucket



Ring filmini izleyipte korkmayanınız var mı?

Sizi bilmem ama ben tırsa tırsa filmi izledikten sonra ev telefonunu arayıp o zamanlar 11 yaşında olan kardeşime 7 güüün diye fısıdamış. Tam 7 gün boyunca da benim aradığımı söylemeyerek dünyanın en kötü ablası rolüne aday olmuştum :)

Aslında filmde korkacak fazla bişey yoktu ama o Samara adlı velet o dönem hepimizin rüyasına girmişti. İşte saçlarının arasından bize bakan o korkunç kız büyümüş ve pek güzel bir kız olmuş.

Bu gözümüzün önünde büyüyen Hollywood çocukları bana yaşlandığımı hissettiriyor. Daha Dakota Fanning şokunu atlatamamışken Samara'nın da koca kız olduğunu görmek beni pek derinden etkiledi. Bu çocuklar doğucak, beyaz perdede büyüycek sonra bir gün bi uyanıcam 90 yaşındayım...

Ay daraldım :)

Bu akşam eve gidince The Ring ikilemesi yapıp nostalji yapmayı planlıyorum :)

Photobucket

Photobucket


Photobucket


Photobucket




18 Ocak 2011 Salı

Ruh Hali...

Photobucket

Ofiste oturuyorum öyle, her gün kahve içtiğim bardak elimde, her gün boş boş baktığım bilgisayarımın ekranına bakıyorum, her gün aynı mailleri okuyor, aynı yerde yemek yiyor, aynı vitrinlere bakıyorum...

Biraz sonra her zaman yaptığım gibi kalkıp bozuk abur cubur otomatına gidicem... Ben Coca Cola Light tuşuna basıcam o bana Coca Cola Zero vericek. "Al bunu iç işte ikisininde kalorisi aynı diyecek." Ben makinayla muhatap olamayacağım için şeker dolu kolayı içmek zorunda kalıcam. Sonra çıkıcam aynı yoldan yürüyüp aynı vapura binicem, Vapurdaki insanlar farklı olsa bile iki gün önce yer vermediğim için bana pis pis bakışlar atan teyzeyle karşılaşıcam. Teyzeyi unutmak için Mp3’ümde her gün dinlediğim şarkıları dinliycem en baştan… Sonra eve gidip yemek yapmaya üşenicem her gün yediğim kepekli tostu makinaya atıcam, televizyonu açıp hiç sonu gelmeyen dizilerden birine takılıcam… Arkadaşlarım arıycak gel Ağva’ya kaçalım diycekler, yarın iş var diye geri çeviricem, İştahım kaçıcak, tostu bırakıp kendimi yatağa atıcam…

Geçen sene bu zamanlar çok uzaktaydım. Amsterdam’da bir banka oturmuş enfes bir akşamdan kalmalıkla birlikte elimdeki Kruvasan’ı ördeklerle paylaşıyordum. Olur olmaz kıkırdıyor, hayatın en şahane yerini yaşıyordum…

Şimdi dışarıda içimi delen bir havayla birlikte Küba sokaklarını gösteren Wallpaperıma bakıyorum.

Aşağıdan bir pencere açılıyor.

Okunmamış 79 mailiniz var…

Sonrası mı?

Sonrası yok işte…

Canım sıkılıyor…

Öyle Böyle değil hemde, çok sıkılıyor…

17 Ocak 2011 Pazartesi

Kıskançlık, domuzcuk ve diğer şeyler

Photobucket


Becelona’da tapaslarla dolu bir masada oturuyoruz…

İspanyol insanının sürekli domuz eti ve şarapla beslenmesinin geyiğini yaparken soruyorum.

Sahi biz niye domuz yemiyoruz?

Kızım domuz eşini kıskanmıyormuş o yüzden yemiyoruz.

???

E keşke benim eski sevgilim domuzcuğu bütün olarak yutsaymış belki o zaman ayrılmayıp çoluk çocuğa karışmış olurmuşuz diyorum gülüp şahane tapaslara yumuluyoruz…

Bu kıskançlık çok acayip bir durum…

Özellikle ilişkilerde iki tarafın birbirini tanıtırken "çok kıskancımdır şekerim" cümlesinin altında yatan belli belirsiz böbürlenmeyi hala tam olarak çözebilmiş değilim.

Çok iyi yemek yaparım. tamam…

Harika araba kullanırım tamam…

Şahane sevişirim ona da tamam…

Ama "çok kıskancımdır" cümlesinin bunlarla aynı tonda söylenmesi nedir?

Bence çoook eskiden delinin biri kuyuya bir taş atmış “Seven insan kıskanır ulen” demiş. Ve biz de bunu yıllardır en belirgin sevgi gösterisi sanıyoruz.

Şükran o konuştuğun adam kim?

Tarih öğretmenim sevgilim.

Bir daha konuşma

Ama şey notlar?

Höyttt konuşmayacaksın dedim seven insan kıskanır….

Şükran o eteği bir daha giyme

Ama…

Kıskanıyorum kızım bakmasınlar sana!

Şükran şöyle şükran böyle derken bir de bakmışsınız Şükran kıskançlık denen şahane sevgi gösterisi yüzünden koyun olmuş otluyor

Kıskançlıkla ilgili ciddi kavram karmaşaları yaşıyoruz…

Ha keramet domuzda diyorsanız herkese benden birer kilo jambon…

5 Ocak 2011 Çarşamba

Makarondan başka birşey yemem!

Photobucket

Paris'e ilk gittiğimde uzun yıllar Paris'te yaşayan arkadaşlarımdan biri "Ne yaparsan yap ama Laduree'de makaron yemeden sakın dönme", demişti. Kapısındaki turistik kuyruğu görünce bedava dağıttıklarını düşündüğüm makaronları orada bırakıp rotamı Louvre müzesine çevirmeyi daha uygun bulmuştum. Daha sonra Laduree Türkiye'ye geliyor diye bir haber çıktı o çılgınca bekleyişte işte bundan sonra başladı. Baylan, Divan gibi pastaneler Laduree gelmeden bütün marifetlerini ortaya döktü. Yılbaşında sevgilisinden ayakkabı, kazak gibi hediyeler bekleyen kadınlar bu sene bir kutu makarona tav oldu.

Beni mutlu etmeyi pek seven sevgili ise geçtiğimiz hafta sonu hadi gidip bakalım neymiş şu makaron çılgınlığı dedi. Tabi bunu söylerken cumartesi günü bebeğin nasıl çılgın bir trafiğe sahip olduğunu hesaba katmamıştı. 1 saatlik bir yolculuktan sonra sonunda Bebek'teki minicik Laduure'ye ulaştık. İtiraf etmeliyim Paris'teki Laduree'nin kocaman bahçesini ve içinde keyifle şampanyasını yudumlayan insanları gördükten sonra Bebek'teki pastane bana Laduure Outlet gibi geldi :)


Photobucket


Yine de önemli olan lezzettir diyerek başladık makaronlarımızı seçmeye bir tane çikolatalı, sonra bir tane limonlu, bir tane fıstıklı derken 8 tane makaron almaya karar verdik.
Şimdiki diyaloğumuz ise gerçekten ilginç :)

6 tane makaron toplam 28 lira efendim.

E ama burada 6 tane makaron 20 lira yazıyor?

Fransız olduğundan şüphelendiğim satış elemanı gülümsüyor. (Gülümseyince Fransız olduğuna dair şüphelerim anında yok oluyor )

Kutulu fiyatı 28 lira, kesekağıdı isterseniz 20 lira!?

Kese kağıdı olsun o zaman biz zaten hemen yiyeceğiz bunları:)

Böylece kese kağıdımızdaki makaronlara 20 lira verip Laduree'den ayrılıyoruz.

Dürüst olacağım, evet makaronların görüntüleri de, tadı da gerçekten güzel. Ama öyle" Tadı damağımda kaldı, şahaneymiş, artık Laduree'nin müdavimiyim", diyemeyeceğim. Bu makaron furyası bir yıl daha sürer, sarı saçlı, Beyaz Türk kadınlarımız "Ayy canım çok makaron çekti Necmi hadi gidip kilosuna 100 lira verelim kutusunu da saklarız havamız olur" der, bir sene sonra da bu trend unutulur gider :)

Gününüz Güzel geçsin :)


Photobucket


Photobucket


Photobucket