30 Nisan 2011 Cumartesi

Spontan Prag Kaçamağı

Photobucket

İş çıkışı servisteyim….

Tek istediğim eve gidip uyumak ama bir plan olsa da içine dalsam diye düşünüyorum…

Telefon çalıyor…

Telefonun ucunda arkadaşım Gizem var. Her zamanki enerjisiyle Corç, hadi Prag’a gidelim diye bağırıyor… ( Kendisi adımı pek kullanmayıp anlamsız bir şekilde bana sürekli Corç diye hitap eder :))

Aslında beklediğim plan bu değildi, Asmalıya falan gideriz diye düşünmüştüm diyorum…

"E hadi gidelim o zaman" diye yerimde zıplıyorum. Sevistekiler akşam 8 buçukta beni neyin bu kadar heyecanlandırdığını anlamaya çalışıyor.

Birkaç hafta içinde biletler alınıyor. Ve biz dört arkadaş kendimizi Prag’a giden bir uçağın içinde buluyoruz.

Gerisi Şöyle bir şey :)

Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket

Photobucket

Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket

28 Nisan 2011 Perşembe

Love It

Photobucket

Blake Lively yeni kızıl saçlarıyla buram buram "yaz" kokuyor :)

18 Nisan 2011 Pazartesi

Her Türlü Ahlaksızlık İtinayla Temizlenir

Kadıköy’de vapura yetişmek için hızlı adımlarla yürüyorum. Tam Haldun Taner’in önünde bir çift birbirine sarılmış duruyorlar. Karşıdaki minibüsçülerden biri şşşştt şşşttt diye sesleniyor çifte.

Adımlarım yavaşlıyor ister istemez.

“Size diyoruz şşştt ayrılın lan! Napıyorsunuz siz!!! diye tacizin boyutunu yukarı çekiyor minibüs şöförü. Çift, koşar adım uzaklaşıyor tiyatronun önünden. Bense vapuru falan unutmuş dikilip kalmışım olduğum yerde. Elinde tesbih, gururla sırıtan minibüsçüye bakıp iki çift laf etmek istiyorum. “Sanane insanların ne yaptığından” demek istiyorum. Ama sesim çıkmıyor. Çünkü eminim konuştuğum anda bana etmediği hakaret kalmayacak, bir ahlaksızda ben olacağım hatta belki de dayak yiyeceğim.

Bütün hıncımı içime akıtıp kaçırdığım vapura bakıyorum uzaktan.

Sonra unutuyorum…

Bu olay gerçekleşeli sadece 2 hafta oluyor…

Bugün Ekşi Sözlükte gezinirken bir başlığa takılıyorum.

“burası seks otobüsü değil diyen iett şoförü”

Özetleyecek olursak;

“Justink” adlı üyenin bindiği iett otobüsünün şöförü arkadaki bir çifte burası seks otobüsü değil diyerek otobüsü kaldırmamakla tehdit ediyor. Buna itiraz eden Justhink sadece itiraz ettiği ve çifti savunduğu için dayak yiyor, kimse yardım etmiyor…

Polis bile…

Aklıma kolayca unuttuğum olay geliyor, unuttuğum için kendime kızıyorum…

Bu ülkede herşey günden güne daha da kötüye gidiyor…

Bu ülkenin kadınları sokakta başını öne eğip yürümek zorunda kalıyor…

Mini etek giyemiyor

Sokakta sevgilisini öpemiyor…

Çünkü bunları yaptığı anda başlarında ahlaksızın en büyüğü ahlak bekçileri buluyor!

Bu ülkede “Temiz Ahlak” adı altında ahlak terörü yaşanıyor.

Ama onlara ihtiyacımız var değil mi? Onlar olmasa otobuste, metroda, vapurda bulduğumuz her toplu taşıma aracında sevişeceğiz çünkü...

Bu yazıyı “Bunlar hep başımızdakiler yüzünden” diye bitirebilirim.

Hadi onları değiştirdik diyelim…

Bu ülkenin zihniyetini nasıl değiştireceğiz?

17 Nisan 2011 Pazar

Geç Kalmış Doğum Günü Sayıklamaları

Photobucket


Küçükken sürekli 25 yaşına gelmenin hayalini kurardım...

O zamanlar 25 yaşında olan teyzem bana dünyanın en özgür, en havalı kadını gelirdi… Onun odasına kapanıp saatlerce “Kadınca” dergilerini karıştır, makyaj malzemelerini, parfümlerini talan ederdim.

Geçtiğimiz hafta tam 25 yaşına girdim. Nil’in şarkısındaki gibi iyi doğdum gördün mü 25 olduuum diye taklalar atmıyorum. Ama içten içe 25 yaşında olmak istediğim kadın olabildiğim için kendimle gurur duyuyorum.

Okuyorum, geziyorum, araştırıyorum, merak edip hayatın tam ortasına dalıyorum. Çok sevdiğim bir erkek arkadaşım, özlediğim, güvendiğim, desteklerini hep arkamda hissettiğim bir ailem, beni sürprizlere boğan dostlarım ve çok sevdiğim bir işim var.

25, ne çocuk ne büyük olduğunuz, faturalarınızı tek başına ödeyip, kafanıza göre tatil planları yaptığınız, kendi ayaklarınızın üzerinde gururla durduğunuz bir yaş. Üniversite yıllarındaki gibi parasız olmadığınız ancak çalışmaktan paranızı harcayacak zaman bulamadığınız, hafta içi hayata karışmak adına yorgunluktan ölseniz bile dışarı çıktığınız, bolca sarhoş olduğunuz, partiden partiye koştuğunuz, farklı deneyimlere imza attığınız. Sizi 30’lara hazırlayan büyülü bir yaş.

Sakın 30’a 5 var diye triplere girmeyin…

25 yaşında olduğunuz kadın 30 yaşında olacağınızın sadece yarısıdır!

Bu yazıyı okurken en kötü zamanlarınızı yaşıyor olabilirsiniz. Belki de 25 sizin yaşınız değildir. O zaman kendi favori yaşınızı bulun. 18, 30, 40 farketmez. Kendi büyülü yılınızı bulup evet bu yıl hayatımın en şahane yılıydı çok büyük işler başarmıştım deyin. Dünyayı kurtarmanıza gerek yok sadece kendinizle, yaşınızla ve başardıklarınızla gurur duyun!

Ben geçtiğimiz hafta 25 oldum. Ama biliyorum ki 25 yaşında olduğum biraz büyük biraz küçük kadın 30’unda yine bambaşka hayallerle uyanacak...

Ha bir de; İyiki doğduum, gördün mü 25 olduuum :)

Güzel Pazarlar

Mia*

6 Nisan 2011 Çarşamba

Kısa Kısa...

Photobucket


Ofisteyim, başım ağrıyor, kafam karışık. Hani filmlerde “Sert bir içkiye ihtiyacım var Corç” derler ya hah aynen o haldeyim. Sert bir içkinin yanı sıra az biraz güneşe biraz da düşünmeden yaşamaya ihtiyacım var!

O zaman bi geçtiğimiz hafta turu yapalım. Anlatacaklarım birikip duruyor hep 
Sevgiliyle birlikte Cam adlı oyunu izledim. Hayatın karmaşık, ölümün ani, Deniz Çakır’ın baya yetenekli olduğunu düşündüm.

Burcu Kuru’nun yeni koleksiyonunu görmek için Building’e seyirttim. Uzun şifon elbisenin hastası oldum.

Lux Lounge’de gerçekleşen Sephora lansmanında yeni sezon ürünleri inceledim. Cargo koleksiyonunu favorim belledim.

Uzun zamandır istediğim “Kısmet” tasarımı kalpli bilekliği sonunda aldım pişman olmadım :)

Photobucket

Sevgiliyle birlikte Kuzguncuk’a kahvaltıya gittim, bulutların arasından burnunu çıkaran güneşi içime çektim.

Kimyasal Peeling yaptırmaya karar verdim.

Kimyasal Peeling yaptırdım :)

Hasta olduğum 2 gün boyunca tam 11 bölüm How I Met Your Mother İzledim.

John C. Parkin’in S.ktir Et adlı kitabını okumaya başladım. Manasız Buldum.

Photobucket


Katy Perry’nin E.T şarkısını dinledim, dinledim, dinledim…

Discovery Channel’da İçmzdeki canavarlar adlı programının sadece tek bir bölümünü izledim. Sayesinde her yerde börtü böcek görmeye başladım.

Beşiktaş iskelede tek başıma çay içtim. Hayat ne güzel dedim:)

Son olarak Binboa Strawberry Pink Party’e uğrayıp pembeye ve bolca votkaya boğuldum.

Ps: Etrafınızda sevdiğiniz dostlar olunca her şey daha pembe görünmüyor mu?

Photobucket


Photobucket


Ne zamandır yazılara ve denemelere ara vermiştim. İnsanın işi ve ilgi alanı aynı olunca enerjisini nereye yönlendireceğini şaşırıyor. Artık yazılara ağırlık vereceğim söz :)

Mia*

4 Nisan 2011 Pazartesi

Breakfast ideas...

Photobucket


Hava hala buz gibi olsa da yazın hızla yaklaşıyor olduğu gerçeğini değiştiremiyoruz. Bu da ne demek ? Ayy nasıl zayıflıyciim krizine girmek demek :) Genelde Pazar Brunchlarında kendimden geçene kadar homini gırtlak yediğim için hafta içi yediklerime dikkat ediyorum : )

Bu aralar yeni bir şey keşfettim. Danone yeni bir ürün çıkarmış. “Activia kahvaltı zamanı”. "Peki neymiş bunun farkı?" derseniz, bildiğiniz Activia yoğurdun üzerinde bir gevrek paketi var. Ayrı ayrı paketlenmiş olan gevrek ve yoğurdu karıştırıyorsunuz sonra da afiyetle yiyorsunuz. Yani öyle müsliyi ayrı taşı, yoğurdu ayrı taşı derdi yok.

Ben, “kahvaltıyı domates, salatalık olmadan yapamayangiller”den olduğum için bu ürünü genelde ara öğün olarak yiyorum.

Yaz geliyor demiştim değil mi? E hadi markete koşun o halde :)

3 Nisan 2011 Pazar

"Ne giysem" derdine son!

Photobucket


Geçtiğimiz ay bizim kızlar için oldukça yoğun geçti. İş arkadaşım Özlem'in nişanı yüzünden hepimiz ne giysem krizi yaşadık. Ancak en kötüsü Özlem'in başına geldi. Yoğunluktan dolayı kıyafet provasına dahi gidemeyince tam nişan günü üzerine oturmayan, her yanı taşlarla kaplı korkunç bir elbise içinde buldu kendini. Kısa bir araştırmanın ardından hayat kurtarıcı bir web sitesi keşfettik. Ünlü markaların şahane elbiselerini uygun fiyatlara kiralayabileceğiniz www.davetcokelbisemyok.com sayesinde Özlem nişanında "Jovanni" tasarımı muhteşem bir elbiseyle ışıldadı, ben de sitenin moda tutkunu genç kurucuları "Bilgi Üniversitesi Uluslararası Finans bölümü" mezunu Eda Yenigün ve "Fashion Institute of Technology Fashion Merchandising and Management" mezunu Serra Çelikkol ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdim…

Kıyafet Kiralama fikri kimden çıktı? İkimiz de gezmeyi eğlenmeyi seven insanlarız katıldığımız partilerde sürekli birbirimizde kıyafet ödünç alıyorduk. Bir gün Serra; kıyafet kiralayan bir yer olsa ne güzel olurdu dedi. Yurtdışında örnekleri de olduğu için Hadi yapalım dedik ve başladık.

Hadi yapalım dediğiniz an başladınız mı? Kurulma süreciniz ne kadar zaman aldı?

O dönemde ikimizde çalışıyorduk. İşten ayrıldık web sitesinin kurulma aşaması, kıyafetlerin toparlanması, showroomu kiralamak derken 3 ayı buldu.

Kıyafetleri nereden alıyorsunuz?
Türkiye'deki ünlü modacılarla görüşüyoruz, markalarla konuşuyoruz, Paris'e ve New York'a gidip alım yapıyoruz. Bu yüzden koleksiyonumuz çok zengin ve çok farklı her tarzdan kıyafet bulunabiliyor.

Photobucket

Müşterileriniz markalardan etkileniyor mu? Biz bunu Paris'ten getirttik dendiğinde o elbiseye olan ilgi artıyor mu? Aslında biz en başta marka insanları çeker diye düşündük. Ama müşterilerimiz modellere daha çok ilgi gösteriyor. Örneğin Valentino bir elbiseyle, Hakan Yıldırım elbiseyi yan yana gören müşterilerimiz Hakan Yıldırım'ı tercih edebiliyor. Sanırım biz Türk kadınları gösterişi ve şaşayı seviyoruz. Bu yüzden düz kesim Prada bir elbise yerine uzun kuyruklu kırmızı bir Hakan Yıldırım tasarımını tercih edebiliyoruz…

Müşteri kitleniz kimler? Başlarken orta sınıfa hitap etmeyi düşünüyorduk, ancak daha sonra fark ettik ki müşterilerimizin büyük çoğunluğu davetlere katılan, gezmeyi seven, bir giydiğini bir daha giymek istemeyen "high profile" bir kitle. Bunun dışında dizilere ve televizyon showlarına da kıyafet veriyoruz.

Ünlü müşterileriniz var mı?İsim veremiyoruz ama inanın hiç tahmin edemeyeceğiniz isimler kıyafet kiralamaya geliyor. Hatta biz de ilk başlarda çok şaşırdık ancak kıyafet kiralama fikri ünlü veya maddi durumu yerinde insanlara dahi çok mantıklı geliyor.

Peki, bu sezon Escada'nın defilesinde izleyip beğendiğim bir elbiseyi sizden temin edebilir miyim?
Gardrobumuz çok geniş ancak belli sezonlara ait kıyafetler yok. Birkaç sezon öncesinin kıyafetlerini bulabileceğiniz gibi Hakan Yıldırım'ın en son koleksiyonundan tasarımlar da bulabilirsiniz. Bunun dışında Paris ve New York'tan getirdiğimiz kıyafetler de yeni sezon.

Photobucket

Web sitesindeki kıyafetlerin çoğu 34- 38 beden arası. Peki, büyük beden kadınlar ne olacak?40 beden kıyafetlerimiz de var ancak ne yazık ki sayısı şu an için çok az. Ancak markalarla görüşmelerimiz büyük bedenler için devam ediyor. Önümüzdeki günlerde koleksiyonumuza 40 ve üzeri bedenler de eklemeyi planlıyoruz…

Elbiselere zarar gelirse ne oluyor? Elbiselere kalıcı bir zarar gelmediği sürece sorun yok ancak kalıcı bir zarar halinde elbisenin fiyatının bir kısmını müşteriden alıyoruz. Ama şu ana kadar başımıza hiç gelmedi. Müşterilerimiz elbiselere kendi gardrobundan bir parçaymışçasına değer veriyor.

Kiraladığınız elbiselerin hepsi çok pahalı elbiseler, sizin fiyatlarınız nasıl?
Fiyatlarımız 100 TL ile 350 arasında değişiyor. Bir gece giyilecek bir kıyafete binlerce lira harcamaktansa kiralamak en akıllıca çözüm. Ayrıca kıyafeti kiralarken size stil danışmanlığı da veriyoruz. Yani maksimum 350 liraya kıyafetinizi seçiyoruz, saçınızı, makyajınızı nasıl yapmanız gerektiği konusunda sizi yönlendiriyoruz. Hatta şimdilerde çok şık gece çantaları satmaya başladık. Yeniliklerimiz devam edecek…