26 Mayıs 2011 Perşembe

Wish

Photobucket


Boğazım fena. ..

Tüm kış hasta olmayıp yaza giriş yaparken yatak döşek yatanlar tayfasındanım…

Çalışmaya çalışıyorum ama hayaller koşturmakta kafamın içinde… Tatil yapmak
istiyorum. Ama her zamanki gibi koşturmacalı değil mümkünse tüm gün kumsalda uzanmak, tenimi kumlara değdirmek, saçlarımı rüzgarla karıştırmak istiyorum… Zülfü Livaneli’nin Serenad’ını okurken ayağımı sevgilinin ayaklarına değdirmek, yanımdaki buzlu bardaktaki mojitoyu içindeki naneleri izleyerek yudumlamak istiyorum…

Kulağımda geçen hafta izlediğim Kaybedenler Kulübünün müzikleri çalıyor. Melancoly Man’i mırıldanıyorum… Kadınlar neden aşık oldukları adamları değiştirmeye çalışır diye soruyorum kendime… Cevap bulamıyorum …

Boğazım fena…

Tatil düşüncelerinden sıyrılıp antibiyotik ve vitaminlere gömülmeli...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Satış görevlisi nasıl bertaraf edilir???

Photobucket


Satışçı tayfasından korkacaksın…

İyi satışçı sana sürmeyeceğin o kremi sürdürür, içine giremediğin o elbiseyi aldırır, asla ihtiyacın olmayan gereksiz bir ıvır zıvır sigortasına imza attırır, üstüne bir de bir gün çayını içmeye gelirim abi diye samimiyetin dibine vurur.

İşte ben sürekli böyle elemanlarla karşılaşıyorum…

Ya da karşılaştığımı sanıyorum…

Aslında belki de iyi satışçı falan yok sadece saf yurdum insanı var…

Burada, sizi biraz durdurayım. Çünkü ben o saf yurdum insanlarının 1 numarasıyım.

Pek çok satış görevlisinin kariyer basamaklarını hızla tırmanmasında misyonum oldukça büyük de diyebiliriz…

Sahne : Akşam iş çıkışı İstinye Park’ta arkadaşım Ebru’yu bekliyorum. Kendisi, ay evden bir türlü çıkamadımgillerden olduğu için bekleyen taraf genelde ben oluyorum. Beklerken sıkılmamak için kozmetik mağazalarından birine dalıyorum. Amaç zaman öldürmek, bir iki parfüm koklamak, en son çıkan kırışık kremlerine göz atmak falan filan… Sinsice yanıma yaklaşan satış görevlisini hissetmiyorum bile…

Yardımcı olmamı ister misiniz efendim?

“Hayır, sadece bakıyorum” diyorum. Gözümden netlik akıyor. Bana asla bir şey satamayacaksın şimdi bu mağazadaki bütün testerları sürüp sürüp çıkacağım nıhahaha diye sessiz kahkahalar atıyorum içimden…

Satış elemanı peki, deyip geri çekiliyor. İlk hamle başarısız!

Ojelerin yanına doğru yaklaştığımda aniden standın arkasında beliriyor.

“Aradığınız özel bir renk var mı? “

Yoo, bakıyorum diyorum bu kez sıkılgan tavrımla…

Chanel’in yeni rengi Black Pearl bu aralar çok satıyor. Özellikle gece elbiseleriyle müthiş duruyor diye modasal tavsiyeler de bulunuyor bana güzellik editörü tadındaki görevli…

Evet, çok güzel ama bence gereksiz pahalı diyerek param yok git artık mesajı vermeye çalıştığım anda en önemli atak geliyor…

Aaa evet ama bizim mağazamızın çıkardığı yeni oje serisinde Chanel’in aynı tonu vaaar!

Sonrası karanlık….

Mağazadan çıktığımda elimdeki poşette tanesi 15 lira olan 3 tane çakma Chanel oje görüyorum…

Satışçı tayfasından korkacaksın demiştim değil mi?

İyi bir satışçı ruhunuzu şeytana satar ama ruhunuz duymaz…

Sonra elinizde asla sürmeyeceğiniz Chanel’in yanından geçmeyen ojelerle kalakalırsınız…

Daha da sonra mı?

Sizi bir buçuk saat bekleten arkadaşa kallafi bir yemek ısmarlatarak ojelerin acısını çıkarırsınız olur biter :)

15 Mayıs 2011 Pazar

Zamansız

Photobucket


İskele kalabalık… Akmış makyajım ve ıslak saçlarımla yağmurun tınısına uygun adımlarla yürüyorum. Kafamda kurduğum hikayeler ordan oraya savrulmamı engelliyor. Ayrılalım dediğin an çalan müzik hala kulaklarımı tırmalıyor. Vapurda en uca gidip oturuyorum. Gözüm hep yaşlı insanlara takılıyor.

Yatakta uzanmış ellerimizi incelerken “Keşke ellerimiz hiç buruşmasa”, dediğini hatırlıyorum. “Aynaya bakmayarak yüzündeki kırışıklıkları inkar edebilirsin ama ellerin hep gözünün önündedir, yılların ne kadar çabuk geçtiğini her gün yüzüne vururlar.” Denize doğru uzattığım ellerime bakıyorum. Yarısı çıkmış ojelerim dikkatimi dağıtıyor.

Ellerin gayet güzel diyor çok yakınımda bir ses… Kafamı çevirince mavi bir çift gözle karşılaşıyorum.

Elimdeki yaşanmışlıklara bakıyorum diye gülüyorum. Daha sonra adının Hakan olduğunu öğreneceğim adam elimi avcunun arasına alıyor. Eli elime değdiği an kalbim eziliyor.

İyi bir falcı olduğum söylenemez ama ellerindeki kısa çizgiler net biri olduğunu gösterir diyor. Ojelerine gelince kötü bir manikürcü…

“Pek sayılmaz”, diyorum.

Aklıma ayrılırken son bir çabayla elini tutmaya çalışmam geliyor.

Yeterince net değilim bence. Söylediklerim hep istemediğim yerlere gidiyor. Ojelere gelince, bir şeye üzülünce tırnaklarımı koparıyorum.

Sadece tırnaklarını koparsan iyi üstüne bir de aşk acısı içinde kıvranıyorsun…

Adamın cesaretine ve küstahlığına sinirleniyorum bir an ama benim olamadığım netliğe sahip olması içimi gıcıklıyor.

Elimi ellerinin arasından sıyırıp sigarama uzanıyorum.

Senin kadar cesur değilim diyorum. Sigarayı yakarken beni izlediğini farkediyorum. O an tanımadığım bu adamı eve götürüp seni içimde defalarca öldürmek istiyorum.

Vapur iskeleye yanaşırken beynimden hızlı düşünceler akıp gidiyor…

Ayağa kalkarken başka zaman diyerek gülümsüyorum Hakan’a, başka zamanların anlamsızlığıyla dalga geçerek…

Vapurdan inerken beni bir kez daha yendiğini düşünüyorum…

Yağmur hızını arttırıyor. Eve değil yalnızlığıma doğru yürüdüğümü fısıldıyor kulağıma kendi alaycı sesim…

12 Mayıs 2011 Perşembe

"Bow"

Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


weheartit

10 Mayıs 2011 Salı

Lauren Conrad'la Güzelleşelim!

Photobucket


Lauren Conrad’ı pek severim...

Eski Hollywood ışıltısına ve zarafetine sahip olduğunu düşündüğüm bu hanım kızımızın güzel giyinmek ve iyi makyaj yapmak dışında pek bir yeteneği yok aslında. O da bunun farkında olacak ki "Madem giyinip süslenmekten başka bir işe yaramıyorum, ben de gideyim meraklısına güzellik sırlarımı vereyim" demiş. Aslında iyi de yapmış. Lauren’ın güzellik blogunda o çok meşhur kusursuz eye linerını nasıl sürdüğünden, dalgalı saçlarını nasıl sekilendirdiğine dair pek çok ipucu var. Önerileri hem basit hem de günlük hayatta rahatlıkla uygulanabilir.

O zaman Lauren’ın Güzellik vıdı vıdıları için Burdan buyrun… Ben de gidip saçımı “Balerin Topuzu” yapacağım :)

Photobucket

9 Mayıs 2011 Pazartesi

"where is spring?"

Geçen sene grip olmama bir kala, yakın bir arkadaşım, “Bak bunu burnuna sık, hasta olmanı engelliyor.” Diye bir ilaç verdi bana. “İyi bakalım” diyip fısss diye sıktım beynime kadar fışkıran keskin nane kokulu ilacı. Gerçekten de grip falan olmadım. Ama ilaç hasta olmamı engellemedi. O hastalık hali vücuduma sabitlenip kaldı. Tam 10 gün boyunca sanki hasta olacakmış gibi sürünerek dolaştım.

Bu seneki havalar bana o zamanki hasta halimi hatırlatıyor. Oldukça günlük güneşlik geçen kış, hepimize “bu sene kış gelmeyecek abi, direk bahar” diye yorumlar yaptırdıktan sonra Mayıs ayında hala sıcakla soğuk arası tuhaf bir güz tadı yaşatıyor.

Mayıs ayında olduğumuza dair ısrarlarım sürdüğü için her gün incecik giyinip evden çıkıyor akşamları da titreyerek eve dönüyorum.

Sanırım birinin yukarıdakine Mayıs ayına girdiğimizi hatırlatması lazım :)

Fotoğraflar baharı hissetmeye çalıştığım bir cumartesiden…

Photobucket


Photobucket