31 Aralık 2012 Pazartesi

Sliding doors


Photobucket

Hikayenin nerede başladığını bilmiyorum…

Londra’da nadir yakaladığımız güneşli sabahlardan birinde, elimde soğumuş kahvemle  yürürken hayatımın değişeceğini bilmiyordum.

Aynı şehrin içinde, aynı soğumuş kahveyi yudumlayan bir adamın bu değişimin en büyük parçası olacağını ise hiç tahmin edemezdim.

2012 sizin için nasıldı bilmiyorum ama benim için değişimlerle dolu bir yıldı.

2012’de…

Tek bir seçimin hayatımı ne denli değiştirebileceğini tecrübe ettim.

Kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın olmanın ne kadar önemli olduğunu öğrendim.

İçten istediğim her şeyin gerçekleşebildiğini gördüm.

Geçen sene bu zamanlar Londra’da güneşin ayaklarımı ısıtmaya yetmediği bir sabaha uyandım.

Tam 1 sene sonra aynı şehirde, farklı kupalardan içtiğimiz kahvenin sahibine aşık olacağımı bilmeden…

2013 hepiniz için değişimlerle dolu bir yıl olsun…

9 Aralık 2012 Pazar

Hayat attığın adımlardan ibaret


Photobucket


Bundan 6 ay önce tanışsaydık, size kendimi "Merhaba ben Polyanna" diye tanıtabilirdim…

Polyanna'dan hallice Heidi gibi Alplerde koşturmuşluğum, taze keçi sütü içmişliğim ya da çıplak ayaklı Peter’le aşk yaşamışlığım yok. Yine de pesimistliğin yanından geçmeyen ruh hallerim, yüzümden eksik olmayan gülümsemem ve her zaman yanımda olan umudum beni ucundan kıyısından Polyanna yapabilirdi…

Sonra bir sabah griye boyanmış bir havaya uyandım…

Elimde kahvem salona giderken fark ettim ki eskiden aşık olduğum işim katlanılmaz bir işkenceye dönüşmüştü…

Daha da kötüsü içinde bulunduğum ruh halim yüzünden ben de katlanılmaz bir insana dönüşmüştüm...

Mutluluğum öyle derinlere gitmişti ki kimse gülümsediğimi görmez oldu.

Bu süreç içinde bir çok insandan farklı hikayeler dinledim;

İşinde mutlu olmak zorunda değilsin diyenler, kulaklarını tıka işini yapmaya devam et diyenler, hemen istifa et diyenler, sabret biraz diyenler vs vs…

Bir kahve molasında Özlem sigarasından bir nefes çekip “Seni hiç iyi görmüyorum” dedi dumanı yüzüme üflerken…

Çok mutsuzum diye geçirdim içimden…

İçimden geçip giden mutsuzluk tek bir şeyi fark etmemi sağladı.

Hayat adımlardan ibaretti…

Ya mutsuzluğumu kabullenecek, ya da bir adım atacaktım…

Eğer kader diye bir şey varsa kabullenmek kaderine boyun eğmekten başka bir şey değildi…

Bir Cuma sabahı istifa dilekçemi yazarken gülümsediğimi fark ettim…

26 yaşındaydım, kendime ait bir hayatım, ihtiyacım olduğunda bana sarılan dostlarım, beni hayatı kadar seven bir adam, ve hep yanımda olan bir ailem vardı.

Hava soğuktu, dışarıda yağmur yağıyordu ve ben alabildiğine özgür, bu dünyadaki herkesten daha cesurdum…

Merhaba ben Polyanna, sizinle tekrar karşılaşmak çok güzel…

5 Aralık 2012 Çarşamba

I like pretending




Kimse senin gibi olmadı dedi…

Kimse hem bana bu kadar ait hem de bu kadar özgür olmadı…

Kelimeler bizimle birlikte etrafa savrulurken kendimizi tam da olmamız gereken yerde bulduk…

Başladığımız yerde…

Bu kez her şey daha dingindi…

Önümüzdeki kahve bir milyonuncu kez soğurken öylece birbirimize baktık…

“Hala yazıyor musun?” diye sordu…

“Sen hala kalp kırıyor musun?” dedim…

“Ara sıra” dedi gülüşü yanaklarındaki çizgileri ortaya sererken…

Bir zamanlar kırdığı kalp benimkiydi…

Üzerinden çok sular akmıştı belki ama yaşadığım haz dün gibi tazeydi…

Hala küçüksün dedi…

Büyüyorum dedim…

Kahve soğumaya devam ederken birbirimize baktık…

Biz birbirimize bakarken zaman yüz yıl aktı…

Mutlu olduk, kızdık, düşündük, sakinleştik, heyecanlandık, öldük, yazdık, nefes aldık, nefesimizi tuttuk…

Zaman durdu...

Biz büyüdük…

22 Kasım 2012 Perşembe

This way please

Photobucket

Ne tarafa savrulacağını bilmek keskin hisler gerektirir. 

Her gün bir başka karara uyanan zihinler bir gün her şeyden vazgeçmeye, ertesi gün dünyayı kurtarmaya karar verirler.

Bense her gece dağınık aklımı toplamak üzere uzandığım yatağımdan daha da dağılmış vaziyette uyanıyorum.

Yere saçılmış çamaşırlar, sayfaları kırışmış kitaplar, dibini görmekten korkmadığımız kadehler ...

Hepsi iç içe, hepsi birbirinden ayrı.

Yine de odamın dağınıklığı aklımın sadece yarısı kadar.

Hayatımda belki de ilk defa yeni hayallere atılmak için hazırlanırken eskilerden kopmakta zorlanıyorum.

Bazılarınız buna sorumluluk sahibi olmak derken, bazılarınız korkaklık diyor…

Ortaya karışık seslerin içinden kendi sesimi duymaya çalışıyorum.

"Kaç git" diye cılızından bir tını düşüyor ortaya….

Nereye mi?

İşte onun cevabını bulduğum an odamla birlikte zihnim de toparlanacak….

Ta ki yeni yolların keskin virajlarına kadar… 

18 Kasım 2012 Pazar

Best Halloween Ever With DAYMOD

Photobucket

Geç kalmış bir postla daha karşınızdayım. Bu aralar post yazmama engel olan birkaç yıldır başına gelmedik kalmayan, ordan oraya savurduğum, üzerine çay, kahve, bira hatta aseton döktüğüm bilgisayarımın en sonunda bir daha açılmamak üzere ekranını karartması. Yeni bir bebek bulana kadar postlarım biraz gecikmeli olabilir.

O zaman geçtiğimiz hafta Zeynep, Gamze ve benim verdiğimiz Cadılar Bayramı partisiyle başlayalım…
Daymod’un ana sponsorumuz olduğu ve sürpriz hediyeleriyle konuklarımızı şımarttığı parti için ben 20’li yıllarda ölmüş kokoş bir zombi oldum :) Makyajlarımız müthiş yeteneklİ Make Up artist Fevzi Altun’un sihirli ellerinden çıktı. Gece boyunca tüm konuklar korkunç güzel müzikler eşliğinde dans etti, Tektekçi’nin rengarenk shotlarıyla keyiflendi.

O zaman bol bol görselle birlikte #halloweenwithdaymod’a buyrun!

İyi Hafta Sonları!


Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket

Photobucket


Photobucket

Photobucket

xoxo
"mia"

29 Ekim 2012 Pazartesi

Kahvaltı Sayıklamaları

Photobucket



Bir kahvaltı masasının etrafında toplanmışız.

Birimizin kalbi kırık, birimiz işinden nefret ediyor, birimiz yeni işine umutla bakıyor, birimiz her şeyi boş verip bir seyahate mi çıksak diyor, birimiz bu gece sarhoş mu olsak diye lafa dalıyor.

Ortaya karışık laf salatası…

Masada beyaz peynir, yumurtalı ekmek, pişi,  envai çeşit zeytin, salatalık domates, biber, bal kaymak…

Kendini kaybetmemek elde değil.  Taze ekmeğin üzerine sürdüğüm kaymağı balla şenlendirirken bir arkadaşım soruyor:

Peki, sen yemek için yaşayanlardan mısın, yaşamak için yiyenlerden mi?

Dünyanın en geyik sorusu…

Önümdeki simidi ikiye bölerken "ben paylaşmak için yiyenlerdenim" diyorum…

Bazı insanlar yalnız yaşamayı sever, yalnız yemek yemeyi, yalnız uyumayı, yalnız seyahat etmeyi…

Benim gibilerse her şeyi en kalabalık haliyle sever…

Çünkü kurduğun rakı sofrasında akılda kalan şey balığın tazeliği değil, kadehleri tokuştururken kurduğun cümleler, paylaştığın an, baktığın yüz olur…

 O zaman şimdi yiyelim, nasılsa yarın yaktığım ekmekleri değil, beni hatırlayacaksın… 


Photobucket


Photobucket


21 Ekim 2012 Pazar

Sleeping Beauty

Photobucket
 

Başımı dizinden kaldırırken “yüz yıl uyudum” dedim.
Yüz yıl uyudum…
Ben uyurken sen, aynı mekanlarda, farklı kadınlara bakıp ikimizin hikayesini okumaya çalıştın…
Onlarca yüze benim yüzümmüş gibi baktın…
Kurduğun her hayalde, yazdığın her satırda, mırıldandığın her içi ezilmiş notada unutmak için çırpındığın anılar vardı…
Ben en derin uykumdayken sen kabuslarını rüyalarla değiştirmeye çalıştın…
Başımı dizinden kaldırıp nefesimizden buğulanmış pencereye uzandım…
İçeriye dolan taze hava başımı döndürdü…
Uyku seni en derin kabusuna götürürken ben pencereden rüyalarıma uzandım…

13 Ekim 2012 Cumartesi

Hayat, dostluklar ve biraz da sufle…

Photobucket


Ben kalabalık bir evde büyüdüm…

Kızarmış ekmek kokusuna uyanılan,  okula yetişmek için banyoyu önce ben kullanacağım kavgalarına girilen, yatağımı toplamadığım için söylenen anneme, “nasılsa akşam yine dağılacak” dediğim, her Pazar babamın mangal yaptığı, akşamları televizyon karşısında meyve dilimlenen bir evde…

Yalnızlığı sevmiyorum söylemlerim tam da bu yüzden…

Yalnızlık benim için kısa bir kahve molası,  hastayken izlenen birkaç How I met Your Mother bölümü, duşta suyun altında dikildiğim 20 dakika, gece uyumadan önce çevirdiğim birkaç kitap sayfası…

Bunlar dışında harcadığım her dakika kalabalık, her dakika paylaşmalık…

Yeni eve taşındığımızdan beri yalnız kaldığım her an kendimi, hayatımızı ne kadar sevdiğimi düşünürken buluyorum…

Aynı evde yaşayan birbirinden 3 farklı kızın aynı kapıdan çıkıp birbirinden farklı hayatlarına yol almalarını, gün içinde akşam ne yesek ki geyiklerini, iş çıkışı yorgun argın ayakları uzatma planı yaparken çalan telefonla  “aman ya yarın dinlenirim” diyerek kendilerini sokağa atmalarını, salonda edilen muhabbetleri,  bahçede devrilen kadehleri, koltuktan yere düşüren kahkahaları,  sürekli evin içine kaçan kediyi, şuraya raf mı taksak, buraya resim mi koysak seslerini, terfi kutlamalarını, eve gelen dostları, sevgilileri, salonda tanımadığımız insanlar bulmayı, hepsini seviyorum…

Şanslıyım çünkü hayat bu aralar benim için kocaman bir sufle…

Ve o koca sufleyi paylaşacak dostlara sahibim daha ne olsun :)

İyi hafta sonları...

Mia…

Photobucket

24 Eylül 2012 Pazartesi

Keep calm and light a cigarette


Geçen sene bu zamanlardı.

Tatildeydim…

Mutlu görünüyordum ama içten içe mutsuzdum…

Sevgilimle belki de sekiz yüzüncü kavgamı etmiştik. Onu giyme, oraya bakma, şununla konuşma, gitme, gelme, yazma, nefes alma…

Geçen sene bu zamanlardı…

Amy Winehouse ölmüş demişti Zeynep…

Tepki vermemiştim… Belliydi böyle olacağı demiştim. Otobüse binmeden gidip bir bira mı içsek?

Geçen sene bu zamanlardı…

İlk evime taşındım… Hiç tanımadığım ev arkadaşım birbirimizi sevmek zorunda değiliz demişti. Saygılı olalım yeter… Seveceğini biliyorum ama dedim içimden…

Son bir sene içinde hayatınız ne kadar değişti bilmiyorum.

Belki her gün aynı işe gitmeye, aynı adamla uyumaya, aynı yemekleri yemeye, aynı evin içinde mutlu hayaller kurmaya devam ettiniz. Belki hayatınız tam olarak aynı ne bir eksik ne bir fazla.

Geçen sene bu zamanlardı…

Hayat yazın ortasında biraz gri, biraz bulutlu biraz da benim değilmiş gibiydi…

Olmadığım bir kadının içine hapsolmuş, domestik hayaller kurmaya zorlanıyor gibiydim…

Tam şu anda an’ın içindeyim.

Hep benim olmasını istediğim evin bahçesinde…

Hayat ne gri, ne karmaşık, ne kaygılı…

Bıraktığım adam, mutsuz, nevrotik, benliksiz…

Geçen sene bu zamanlardı…

Beni zehirleyen adamı, kendi mutsuzluğuyla baş başa bıraktım…

Tam da olması gereken zamanda….

24 Ağustos 2012 Cuma

Piece Of Heaven

Uzun zamandır gerçekten dinleneceğim bir cennet parçası arıyordum, meğerse çok uzak değilmiş…

Henüz hala sakinken, çok fazla insan keşfetmemişken Bozcaada’ya gidin…

Dinlenin, aşık olun, tazelenin…


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket




Photobucket



Photobucket


Photobucket


Photobucket