31 Mayıs 2012 Perşembe

Sessiz



Source: padmag.cn via Jalil on Pinterest


Henüz 13’ündeydi Gülsüm…
Okula gidip gelmeyi okuma yazmayı öğrendiği sene bırakmıştı.
Babası istememişti kızının dört bir yanında erkeklerle okumasını…
Gülsüm sesini çıkarmak istese de çıkaramazdı sonu ya dayak olurdu ya işkence…
Bu yüzden sımsıkı kapattı ağzını…
Her gün tarlaya gitti, ekin ekti, ekinleri sürdü, ekinleri topladı…
Bu arada o fark etmeden vücudu değişti… 
Göğüsleri, kalçaları, yüzü her yeri farklıydı sanki…
Ne bacaklarının arasında beliren tüylere anlam verebildi, ne ayda bir kendisini ziyaret eden kanı.
Kimseye soramadı annesine bile…
Tarladan eve döndüğü gün kendisini izleyen amcasını gördü…
Normalde oradan geçtiğini bile fark etmemesi gerekirken seslendi amcası…
Gülsüm buraya gel!
Gülsüm o buyurgan sese karşı koyamazdı. Başı önde gitti amcasının yanına…
Yürü dedi arkasından iterek.
Gülsüm yürüdü ağzı sımsıkı kapalı.
Yürürken ne hata yaptığını düşündü.
Ahıra doğru ilerlediler…
Tam başını kaldıracakken Gülsüm belinde sert bir tekme hissetti…
Yere düştü…
Ne olduğunu anlamadan çullandı amcası üstüne.  Eski entarisi yırtılırken yapma diye bir çığlık attı. Çığlığı sert bir tokatla kesildi. 13 yaşındaki zayıf bedeni  50’sinde iri bir adamın altında ezildi.  Ağzından çıkan zavallı direniş sözcükleri kıllı bir el tarafından engellendi.  İçinin oyulduğunu hissetti tarifsiz bir acıyla.
Amcası sımsıkı kapattı ağzını.
Gözünü açtığında soluk soluğa kalmış bir adam gördü üzerinde Gülsüm. Bacaklarını kapatamayacak kadar bitkindi. Her yeri morarmış, ruhu paramparça olmuştu. Yırtılmış şalvarını üzerine atan amcası tekrar üzerine eğildi Gülsüm’ün. 
Burada olanları bir kişiye anlatırsan, o ağzın açılırsa gebertirim seni.
Gülsüm sımsıkı kapattı ağzını.
Yırtık entarisini sobaya attı, çürüklerine merhem sürdü…
Aylar sonra kusmaya başladı Gülsüm halsizdi, karnı büyüyordu.
En sonunda kendinden sadece 5 yaş büyük yengesi fark etti durumu.
“Kim yaptı?” dedi.
 Ses çıkaramadı Gülsüm.
Öldürürler seni dedi. 
Boşluğa baktı… Konuşsa da ölecekti konuşmasa da.
Yengesi,  “kurtulmak lazım bu dertten” dedi.
Geçen ay doğan kızına renk renk patikler ördüğü şişlerden birini Gülsüm’e verdi.
Kurtul o piç’ten dedi.
Gülsüm elinde şiş ağılın yolunu tutmuşken ruhu kapkaranlıktı.
Hiç düşünmeden soktu şişi bacaklarının arasına.
Bağırmamak için sımsıkı kapattı ağzını. Bacaklarının arasından kan boşaldı…
Samanların üzerine düştü Gülsüm…
Oluk oluk akan kan ne zaman duracak diye düşündü…
Sonra hiçbiri gerçek olmayacak hayallerini daldı...
Okumayı, öğretmen olmayı, evlenmeyi, çocuklarına sarılmayı…
Bacaklarını kaplayan ılık kanın kokusu midesini bulandırdı…
Ağzını sımsıkı kapattı.
Taa ki son nefesini verene dek.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Dostlarla Eurovision

Photobucket

Cumartesi gününü harika dostlarla birlikte Yemek Sepetinin evlere şenlik yeni ofisinde Eurovision'u izleyerek geçirdik.


Kaçıncı olacağımızı hiç umursamadan Can Bonomo'ya güzel enerjimizi yolladık.

Yemeksepetinin şahane yemeklerinden yedik, bolca içtik ve Bonomomuza Love Me Back şarkısında dans ederek eşlik ettik.
Her sene tekrarlanan sıradan bir Eurovision akşamını bu kadar özel kılan ne derseniz.

Bir kaç yıl önce birbirimiz için bilgisayar karşısında tanımadığımız bir kaç insanken şimdilerde beraber güldüğümüz beraber ağladığımız hatta beraber kenetlendiğimiz arkadaşlar olup en küçük mutluluklarımızı bile şenlik havasında kutluyor oluşumuz.

Ps: Zeynep'le birlikte ev sahipliğini üstlendiğimiz bu parti için bize kapılarını açan Yemek Sepeti Kampüs'e teşekkürü borç biliriz :)

Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket


Photobucket

Photobucket

Photobucket

25 Mayıs 2012 Cuma

Bir ilaç yut 10 kilo ver!









Bugün size kendini çok akıllı sanan bir kızın nasıl akılsızca kararlar alabildiğini anlatacağım.

Küçüklüğümden beri biraz tontişimdir. Tombiş kızım, elma yanaklı kızım, ay ne güzel tam mıncırmalık tosun, falan filan diye diye büyüdüm. Büyüdükçe boyum, bacaklarım, kollarım her bir yerim uzadı. Ama kendimi kilolu görme halim hiç değişmedi. Her kadında var olan ayy 5 kilo fazlam var şekerim durumu ben de fazlasıyla mevcut. Geçenlerde uzun zamandır görmediğim bir arkadaşıma "Ayyy ne kadar zayıflamışsın" çığlıklarıyla sarılırken aklımda” Hmm acaba ne yaptı etti de bu kadar zayıfladı” soruları dolanıyordu.

Merakla beklediğim sorunun cevabı tam da istediğim cevaptı aslında...

Mucize bir ilaç kullandım!

İnanın Dukan yaptıM, Karatay uyguladım o, bu dese “aferin tatlım iradene sağlık” der önümdeki fındık fıstığı ayıklamaya koyulurdum. Ama hiçbir şey yapmadan 10 kilo verme fikri…

İşte o fikir en okumuş, en kültürlü, en bilinçli kadının bile aklını alır.

Önümde canlı bir örnek gördüğüm için araştırmaya bile tenezzül etmediğim Maurers adlı ilacı anında sevip güvenmem de bir kadının konu kilo kaybı olunca aklını kaybetmeyi göze almasının en büyük göstergesidir.

Hemen ertesi gün gittim bir aktara neymiş ne değilmiş falan diye sormadan aldım ilacı.

Gün 1 İlk doz: İlacın ilk gününü hafta sonuna denk getirmeye çalıştım. Çünkü ne zaman bir ilaç almaya başlasam vücudumun alışması bir iki gün sürer. Kullanım önerilerini okuyup kahvaltıdan yarım saat önce attım ilacı ağzıma. Yarım saat sonra her zaman ki gibi kahvaltı yaptım. Öğlene doğru başım dönmeye başladı. Ve inanılmaz bir baş ağrısı. Bir tane ağrı kesici alıp uzandım. Akşama kadar hiç ama hiç acıkmadım.Ama yaptığı ağız kuruluğu yüzünden litrelerce su içtim. Akşam birkaç erik yiyip uyudum.

Gün 2: Diyet ilaçlarının içinde bulunan kafein yüzünden uykusuzluk yaptığını biliyordum. Gece uykusuz halde How I Met Your Mother’ın son sezonunu izleyerek geçti. 2. Gün ilacı içtim ve kahvaltı bile yapmak istemedim. Bir avuç badem , kayısı falan yiyip durdum.

Gün 3: Durup dururken ağlama krizine girdim. Bütün gün koltukta geçmişe üzülerek, geleceğe kaygılanarak, ya tüm sevdiklerim ölürse diye paranoyalara kapılarak geçti.

Gün 4: Sabah alalacele tartıya çıktım. 4 günde 3 kilo vermişim. Nasıl yani? Bir haftadır beni görmeyen bir arkadaşımın sen zayıfladın mı? Sözleriyle neşeye boğuldum. Kahvaltı öncesi bir ilaç daha attım. Pür neşe çalışmaya başladım. Ama bir terslik var. Tam bir şey anlatıyorum daha anlatırken sözümün devamını unutuyorum. Su almak için yerimden kalkıyorum ne yapacaktım ben ya diye tekrar oturuyorum. Başım ağrıyor, ellerim uyuşuyor, kötü hissediyorum ters giden bir şey var. Revire çıkıyorum tansiyonun 14/10 olmuş diyorlar. O ne ki hiç de anlamam tansiyondan . Tansiyonun sınıra gelmiş diyor doktor, baya yüksek. Allahım kesin beyin kanaması geçiricem diyorum. Yeşil çay iç, uzan falan diye bir süre tutuyorlar beni revirde. Böyle ilaçlar içme diye de uyarıyor doktor beni, tamam diyorum.

Gün 5: Sabah uyanıyorum ilaç bana bakıyor ben ilaca bakıyorum. Sonra aynada kendime bakıyorum. Ne kadar incelmişim! Belki de vücudum daha alışmamıştır diyorum kendime giyinirken. Bugün de içeyim kötü olursam bir daha içmem. İşe geliyorum. Sabah şahaneyim enerjim yüksek, sonra öğlen oluyor kalbim kuş gibi atıyor. Kalbimin çarpıntısından çalışmaya konsantre olamıyorum derin nefesler alıp veriyorum. Su içiyorum, yeşil çay içiyorum bana mısın demiyor. Sonra internetten Maurers’le ilgili yorumlara bakıyorum.

"İlk gün bakmadın mı hiç?" diyeceksiniz baktım tabii ki. Ama o sırada şöyle bir algınız oluyor. Araştırdığınız kaynaklarda 10 tane kötü yorum oluyorsa siz iki tane iyi yorumu görüyorsunuz. Çünkü kafanız aynen şöyle çalışıyor.

Ben daha çok gencim ki, bir sağlık sorunum da yok, ilaçtan etkilenenler ya hastaydılar ya da yaşlıydılar!

Bana hayatta  bir şey olmaz.

Çok acaip dimi?

Bugünkü halimle yorumları tekrar değerlendirdiğimde fark ediyorum ki birçok insan yüksek tansiyon yüzünden hastanelik olmuş!

Şunu da belirtmem gerek daha önce tansiyonla ilgili hiç sorun yaşamadım. Hayatım boyunca bir kez tansiyonum çıktı onda da çok üzüldüğüm bir olay yaşamıştım.

Şu satırları yazarken bile hala derin derin nefesler alıp vermekteyim. Mutsuzluk ve bitkinliğimde cabası.

Ha zayıflayan arkadaşım zayıflamış, bir yan etki göstermediğini de söylüyor ama bu beş günlük tecrübeme dayanarak şunu söyleyebilirim ki. Bu tarz ilaçlar metabolizmanızı çok fazla çalıştırdığı için tansiyonunuzu yükseltiyor. Bu yüzden şu an bir yan etki yaşamasanız bile tansiyonla birlikte ilerde ciddi kalp, damar hastalıklarıyla tanışabilirsiniz.

Şimdi Maurers ismini verdim diye pek çoğunuz birbirine o zaman şu ilacı kullanın ben çok memnunum bunu deneyin hiç etkilemiyor gibi yorumlar yapacak.

Hiçbir şey sağlığınızdan önemli değil. Bırakın ömrünüzden 10 yıl çalacağınıza 5 kilo fazlanız olsun.

Mia

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir Alex Değil

Photobucket

Geçtiğimiz yazdı...

Kırık bir sandalyenin üzerine oturmuş rahatsız rahatsız kıpırdanıyordum. Üzerimde erkek arkadaşımın hediyesi Fenerbahçe formam, sarı laciverte boyanmış tırnaklarım ve yine sarı lacivert renklerden oluşan saç bandımla tam bir futbol sever görünümündeydim. Oysa çoğu hemcinsim gibi öylesine bir takım tutarım, takım kaç kişiden oluşur bilmem, ofsayt deseniz bence bir armut çeşidi.

Ama iyi bir ilişki istiyorsanız ara sıra fedakarlıklarda bulunacaksınız. Yani ara sıra sevgiliniz istiyor diye soğanlı lahmacun yemeli, birkaç futbol maçına gitmeli hatta o maçlarda bir iki okkalı küfür savurmalısınız.

Bunların karşılığında erkek arkadaşınıza zorla Jill Sander defilesi izletebilir, sizinle alışverişe gelmesini sağlayabilir, hatta birkaç akşam yemeğini ona yaptırabilirsiniz. Basit değil mi? Sızlanmaya kalkarsa da ama ben seninle maça geliyorum Ahmeettt diye çığlığı basmakta özgürsünüz.

Özellikle bu seneki fedakarlıklarım sayesinde kesin cennete gideceğimi düşünüyorum.

Bu sene ne oldu, ne bittiyse lig bitmedi bitemedi.

Şike olmuş, birileri hapse girmiş, hapisten çıkmış, maçlara ceza verilmiş öyle olmuş, böyle olmuş sürekli bir atraksiyon, herkes negatif elektik yüklü.

Komşunun oğlu maç günleri evi başımıza yıkıyor, sözüm ona taraftarlar birbirini kesiyor. Sanırsın savaş çıktı.

Bakkala gidiyorum "Abla ne olacak bu Fener’ın hali ?"diyor, Patronum izledin mi Aziz Yıldırım’ın tahliyesini diye soruyor. Galiba bilirkişiyim. Bön bön bakıyorum adamların suratına. Sonunda bari bir tepki vereyim diye “Evet yaa yapar mı Fener şike, bence kesin yapmaz, bu sene şampiyonuz bak” falan diyorum. Hayır, bizim takımlarda bir David Beckham falan olsa ucundan kıyısından aklım kayabilir ama o da yok!

Kim şampiyon oldu, kim şike yaptı zerre kadar ilgilenmiyorum.

Bir gün beni yine formayla falan görürseniz kesin yine bir sevgilime yemek yaptırmak, alışverişe götürmek için altyapı hazırlıyorumdur. Yanımdan gülün geçin :)

Ha bu arada…

Sarııı…

Laciveeert…

En Büyüüük…

Dolce&Gabbana!

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Now Playing



Biten bir ilişkinin ardından uyandığın ilk sabah hissettiklerin gerçek hislerindir. 

Ne kin, ne keder, ne yalnızlık hiç biri kendi isteklerini bastırmayı beceremez. 

Uyuyup uyanmak zihnini yeniler, önündeki kapıları görmene yardım eder. Az biraz akıllıysan kapılardan birini aralar, yeni hayatına doğru umut ve korku karışımı bir adım atarsın.  Yorganı başına çekip telefonunu kapatıyorsan sağlam bir depresyonla selamlaşmalısın.

Bu sabah uyandığımda hissettiğim tek şey susuzluktu.

Evdeki tüm perdeleri açtım. 

Havayı içime çekerken uzun zamandır derin nefesler almadığımı farkettim. 

En sonuna kadar tükettiğimiz bir ilişkinin ardından "Şimdi ne olacak?" diye düşündüm.

Ayağıma koşu ayakkabıları geçirip koşmaya çıktım.

Ayrılık Rutini...

Ne zaman bir ilişkim bitse nefesim kesilene kadar sahilde koşarım. 

Koşarken hayatın anlamını bulmaya çalışırım, bulamam.

Bu sabah uyandığımda susuzluğumun yanında duran bir his daha vardı.

Özgürlük…

Merhaba dedim heyecanla.

Umarım bir daha hiç ayrılmayız.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Keşif

Photobucket


Hayata dair önemli soruların cevabını genelde çıplakken bulursun.

Yanında yatan bedenin kim olduğu pek önemli değildir.

Sen keşfedeceğini keşfetmiş, ulaşacağına ulaşmışsındır. İki dakika önce bedeninle birlikte tüm varlığını paylaştığın adam bireyselliğine sarılmış uyurken sen hayallerini keşfe çıkarsın. Soğuktan üşümüş ayak parmaklarını izlerken hayatının ne kadar değerli, mutluluğun ne kadar anlık, gerginliklerinin ne kadar değersiz olduğunu düşünürsün. Saate bakarsın, zamanın tek başınayken ne kadar yavaş aktığını farkedersin. Yakalamak için çabalamazsın.

Kırışmış çarşafların üzerinden kalkıp bir sigara yakarsın. İçine çektiğin dumanı acelesiz bir zarafetle ciğerlerine doldurursun. Hızlıca akan geceye inat yarısı ıslanmış sigaranın keyfine varırsın.

Sabah olur, burnunda peynirli poğaça kokusu yürürsün. Yürüdüğün yollar, gittiğin ofis, tanıdığın insanlar hep aynıdır.

Değişen sensindir.

Gülümser, yoluna devam edersin.