29 Ekim 2012 Pazartesi

Kahvaltı Sayıklamaları

Photobucket



Bir kahvaltı masasının etrafında toplanmışız.

Birimizin kalbi kırık, birimiz işinden nefret ediyor, birimiz yeni işine umutla bakıyor, birimiz her şeyi boş verip bir seyahate mi çıksak diyor, birimiz bu gece sarhoş mu olsak diye lafa dalıyor.

Ortaya karışık laf salatası…

Masada beyaz peynir, yumurtalı ekmek, pişi,  envai çeşit zeytin, salatalık domates, biber, bal kaymak…

Kendini kaybetmemek elde değil.  Taze ekmeğin üzerine sürdüğüm kaymağı balla şenlendirirken bir arkadaşım soruyor:

Peki, sen yemek için yaşayanlardan mısın, yaşamak için yiyenlerden mi?

Dünyanın en geyik sorusu…

Önümdeki simidi ikiye bölerken "ben paylaşmak için yiyenlerdenim" diyorum…

Bazı insanlar yalnız yaşamayı sever, yalnız yemek yemeyi, yalnız uyumayı, yalnız seyahat etmeyi…

Benim gibilerse her şeyi en kalabalık haliyle sever…

Çünkü kurduğun rakı sofrasında akılda kalan şey balığın tazeliği değil, kadehleri tokuştururken kurduğun cümleler, paylaştığın an, baktığın yüz olur…

 O zaman şimdi yiyelim, nasılsa yarın yaktığım ekmekleri değil, beni hatırlayacaksın… 


Photobucket


Photobucket


21 Ekim 2012 Pazar

Sleeping Beauty

Photobucket
 

Başımı dizinden kaldırırken “yüz yıl uyudum” dedim.
Yüz yıl uyudum…
Ben uyurken sen, aynı mekanlarda, farklı kadınlara bakıp ikimizin hikayesini okumaya çalıştın…
Onlarca yüze benim yüzümmüş gibi baktın…
Kurduğun her hayalde, yazdığın her satırda, mırıldandığın her içi ezilmiş notada unutmak için çırpındığın anılar vardı…
Ben en derin uykumdayken sen kabuslarını rüyalarla değiştirmeye çalıştın…
Başımı dizinden kaldırıp nefesimizden buğulanmış pencereye uzandım…
İçeriye dolan taze hava başımı döndürdü…
Uyku seni en derin kabusuna götürürken ben pencereden rüyalarıma uzandım…

13 Ekim 2012 Cumartesi

Hayat, dostluklar ve biraz da sufle…

Photobucket


Ben kalabalık bir evde büyüdüm…

Kızarmış ekmek kokusuna uyanılan,  okula yetişmek için banyoyu önce ben kullanacağım kavgalarına girilen, yatağımı toplamadığım için söylenen anneme, “nasılsa akşam yine dağılacak” dediğim, her Pazar babamın mangal yaptığı, akşamları televizyon karşısında meyve dilimlenen bir evde…

Yalnızlığı sevmiyorum söylemlerim tam da bu yüzden…

Yalnızlık benim için kısa bir kahve molası,  hastayken izlenen birkaç How I met Your Mother bölümü, duşta suyun altında dikildiğim 20 dakika, gece uyumadan önce çevirdiğim birkaç kitap sayfası…

Bunlar dışında harcadığım her dakika kalabalık, her dakika paylaşmalık…

Yeni eve taşındığımızdan beri yalnız kaldığım her an kendimi, hayatımızı ne kadar sevdiğimi düşünürken buluyorum…

Aynı evde yaşayan birbirinden 3 farklı kızın aynı kapıdan çıkıp birbirinden farklı hayatlarına yol almalarını, gün içinde akşam ne yesek ki geyiklerini, iş çıkışı yorgun argın ayakları uzatma planı yaparken çalan telefonla  “aman ya yarın dinlenirim” diyerek kendilerini sokağa atmalarını, salonda edilen muhabbetleri,  bahçede devrilen kadehleri, koltuktan yere düşüren kahkahaları,  sürekli evin içine kaçan kediyi, şuraya raf mı taksak, buraya resim mi koysak seslerini, terfi kutlamalarını, eve gelen dostları, sevgilileri, salonda tanımadığımız insanlar bulmayı, hepsini seviyorum…

Şanslıyım çünkü hayat bu aralar benim için kocaman bir sufle…

Ve o koca sufleyi paylaşacak dostlara sahibim daha ne olsun :)

İyi hafta sonları...

Mia…

Photobucket