27 Mart 2013 Çarşamba

Merkür sen bize nazik davranmadın!

 photo seriously-wtf1_zps394f321b.jpg


İleride,  “bir ilişkiye başlamadan önce karşınızdaki erkeğe sormanız gereken 5 soru” adlı dandik bir kitap çıkarırsam “Burcun ne şekerim?” sorusunu  en başa koyarım.

Aslında her şey biten bir ilişkimin ardından bir arkadaşımın “ayol adam yengeç burcuymuş ötesi var mı?” cümlesiyle başladı.  Gözümün önünden film şeridi gibi geçen kıskançlık krizleri, alınganlık şenlikleri ve küsme haftalarından oluşan ilişkimizin kahramanı hoop diye kendi benliğinden çıkıp gözümde sadece yan yan  yürüyen bir  yengeç olarak kaldı.

Böylelikle 25 yaşından sonra astrolojiyi keşfetmiş oldum.  Sonrasında Rezzan Kiraz’dan Susan Miller’a uzanan astral seyahatim “burcun karakterini nasıl etkiler, 30’dan sonra yükselene geçen burcun özgür ruhunu alıp ev kadını mı yapar,  ay tutulmalarında cinnet mi geçirilir, Merkür gerilerken adam mı dövülür?” gibi sorularıma ışık tuttu. 

Sonra aylar geçti ve yılda üç kere gerileyen Merkür ,gerilerken beni görmeyip baya ezdi geçti.  Sırasıyla kredi kartı şifrelerim bloke oldu, yeni aldığım bilgisayarı düşürüp kırdım,  iki seyahatim sudan sebeplerden iptal oldu, yanlış anlamalarla dolu diyalogları saymıyorum bile.

Ve pek tabii ki menstural dönemleri bile “Bana sakın dokunma Necmiii!” kadınlarından biri olarak kullandığım için gezegen hareketlerini hatalarımı örtmek için kullanmakta gecikmedim.

Evde kırdığım bardakların suçlusu Merkür,  yarım kalan işlerimin sorumlusu Plüton, sevgilime çemkirmelerimin sebebi ise canavar dolunay...

Sorsalar Merkür nereye geriliyor, gezegenler gerçekten hareket mi ediyor, marsta hayat var mı?  Hiç bir fikrim yok...

Ben hala yengeç alıngandır, başak titizdir, terazi dengelidir bilgilerini içeren beginner seviyesindeyim.

Bu yüzden bu gece hayatımızdan çıkıp giden Merkür'e,  tutulmalara ve bilumum astrolojik zırvaya el sallarken gözümden bir damla yaş süzülecek...

Her suçu üzerine attığım küçük kardeşim ileriye doğru giderken kırdığım tüm potlar için yeni bir suç ortağı bulmalıyım...

Hoşçakal Merkür, hoşçakal bebeğim...

2 Mart 2013 Cumartesi

duman altı

 photo 9a736d55247d0ec6f5ad49a62e4097d6_zpsad5b9795.jpg


İlk sigaramı 16 yaşında, okulun arka bahçesinde içmiştim...

Korkuyla karışık bir aceleyle ciğerlerime dolan duman, ince bir zarafetle boğazımı yakarken bir daha asla içmeyeceğime dair kendime söz verdim. 26 yaşımın son demlerinde ikinci sigaramı yakan ateş, aceleden çok derin bir hüznün parçasıydı. Kendime ikinci sigarayı yakmayacağıma dair yalandan bir söz vermedim.

1 saat içinde yavan kül tablasında biriken izmaritler ne hüznümün ne de neşemin bahanesiydi.

Dönen başımla birlikte  aklımda sıralanan geçmiş, gelecek ve içinde bulunduğum an, süslü kelimelere değil sadece gerçeklere muhtaçtı.  Sürekli iyi olma çabalarımı bir kenara bırakıp kendimle yüzleşmeye karar verdim.

Darma duman olan sehpanın üzerinde kendime yer açtım...

Tükenmek üzere olan bir kalem “nereye koşuyorsun?” diye sorduğunda cevabını bilmediğimi fark ettim.   Cevabı bilmeden ekrana baktığım 15 dakikanın içinde bir sigara daha yaktım. Kimseye bağlanamayan bünyem boğazımı yakan dumana bağımlı hale gelirken gözümün önünde bir sürü depresif anı canlandı.  Canımı yakan, canını yaktığım, mutlu ettiğim, boş verdiğim,  sevdiğim, kıskandığım, umursamadığım, güldüğüm, öfkelendiğim bir sürü insanın hikayesinde dolanırken  derin bir nefes aldım.

Kendi kendine yanan sigarayı bırakıp pencereyi araladım.  Dışarı doğru süzülen duman acele etmememi hatırlattı. "Su yolunu buluyorsa beklemekten zarar gelmez "diyerek yatağa doğru yol aldım...

21 Şubat 2013 Perşembe

real shit about real life

 photo Christopher-Abbott-Jemima-Kirke-and-Allison-Williams-in-GIRLS-Season-1-Promo-1_zps930fc111.jpg


Uzun zamandır ne bir film ne de bir dizi izleyebiliyorum...

Tek bir sayfa çevirmeyeli günler, kendim için yazmayalı haftalar, hayal kurmayı bırakalıysa aylar oldu...

Tam da bu aralar hayatıma az biraz sükunet katmaya ve daha az koşmaya karar vermişken "Girls" dizisiyle karşılaştım...

Sex And The City kuşağını eteğinden tutup yakalayanlardansanız şu anda 24-25 yaşlarında olmanız kaçınılmaz.

İşte "Girls" dizisi tam da bu yaşları anlatıyor...

Sex And The City'nin parıltılı yalanlarının ardından, "Girls" fazla gerçekçi halleriyle; kariyer tıkanmalarına, kötü adam krizlerine, iyi adam sıkıntılarına, parasal mevzulara , özgüven eksikliklerine girip çıktıkça siz:

"Allahım sadece benim 25 yaşım boktan değilmiş diye seviniyorsunuz."

Dizideki karakterler gerçek olduğu kadar haliyle birazda abartılı.

Dizinin hem senaristi, hem yönetmeni hem de başrol oyuncusu yetenek kumkuması Lena Dunham'ı heryerde çıplak görmemizin nedeni son yıllarda gerçek kadın vücudunu destekleyen "real is better" temasının alıp yürümesinden. Zaten en komik ve en çıplak!  hikayeler de hep Lena'nın başının altından çıkıyor.

Ah senin yaşında olmak için neler vermezdim diyenlere inat "Girls" bizim kuşağın en acaip hallerini ortaya koyuyor.

Kendi payıma çıkardığım kariyer karmaşaları, uzun ilişki paranoyaları, nereye gidiyoruz hali, anda kalma isteği vs vs...Bir kaç bölüm izledikten sonra sizde kendi tuhaf hikayenizi yakalayıp 20'li yaşların karmaşasına katılacaksınız.

Gerçek hayata hoşgeldiniz Girls! :)

 photo girls-fashion-3_zps89bf3547.jpg
 photo girls_aw_zps90b97605.jpg